Bir akıncı durağı: Osmanlı!

-----

<p>“Sende ilim, sende edep, sende cesaret var oldukça yıkılır mı adaletin ülkesi?”</p><p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt; background-image: initial;"><span style="font-size:10.0pt;font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif;mso-fareast-font-family: &quot;Times New Roman&quot;;color:#333333;mso-fareast-language:TR"> <br> Asırlık ömür Ertuğrul’un emaneti yağız Osman, buğulanmış gözlerini uzaklara dikmiş; Çanakkale’den, öteleri düşlüyordu. Hırçın dalgalar, “Vira Bismillah!” nidalarıyla karşı kıyıya vuracak, sahile çıkan leventler, dur durak bilmeden ötelere koşacaktı.<br> <br> Gözüpek Samsa, heybetli Konuralp, verasetli Akçakoca, onurun adı Aykut, şecaatli Gazi Abdurrahman&hellip; liderin etrafında kümelenmiş, altı asırlık inanç tohumunu Frenk toprağına serpmek için heyecan dolu bir bekleyişe girmişlerdi.<br> <br> Zaferin aşk boyutunun mimarları Edebalı, Dursun Fakih, Kayserili Davut&hellip; erenler, hangi menbadan beslemişlerdi; gözü kara, gönlü ak Hamzalarını!<br> <br> Dündar’ın kaybettiği “dostluk” imtihanı, şimdi onların zaferiyle kıtalar aşacak; Kutlu Önder’in izinde, “Güneşi sağ, ay’ı sol elime verseler, davamdan vazgeçmem!” şiarı olacaktı, ahi dostlarının.<br> <br> Anadoluyu kan gölüne çeviren Karesi kıskanç, Candar ucuz hesap peşinde&hellip;, Germiyan baş olma sevdasıyla yanıp tutuşurken...<br> <br> Artuk kan kaybediyor&hellip;, Saruhan çözülüp, Menteşe tükenirken&hellip;; ”uzak bakışlı adamlar” Nasr’ın müjdesiyle “İçte birlik, dışta zafer” düsturunu bayraklaştırıyorlardı.<br> <br> Öyle ya, Yesrib’ten esen rüzgar, yedi yüz yıl var ki, aleme bereket götürmüş; Açe’de şafak duası, Lahor"da ikindi rüyası, Ağrı’da teheccüd olmuştu.<br> <br> Karacahisar’da yalın kılıç şehadete koşan neferlerin nefesleri, Semerkand’da minberlere doluyor;<br> <br> “Onları alınlarındaki secde izlerinden tanırsın; birbirlerine son derece merhametli, küfrün ordusuna ise oldukça izzetli” duruşlarıyla, mazluma hayat oluyorlardı an be an.<br> <br> Kaynaşmış topluluklar, sıra dışı adamların mesajıyla bir olmanın coşkusunu yaşıyor, “Bir gül bahçesine girer gibi” tozu toprağa katıyorlardı. Sevgi ekip, merhamet biçmek bu muydu?<br> <br> Tekfurun zulmünden kaçan Uhdud Adamları, Ömer ruhlularla kıyamete yürüyor; ensar, muhacirle kandan öte kardeş oluyordu.<br> <br> Gladyatörlerin akıl almaz işkencesine sahne Bursa, akıncı ikliminin huzur meltemiyle bir ilkbahar neşesine kavuşuyor; ırmakları artık kan kırmızı akmıyor; söğüt ağacının rengarenk tonları maviye karışıyordu.<br> <br> İznik, toprak alıp cennet satan keşişlerin son çırpınışlarıyla yankılanıyor; bir daha dönmemecesine&hellip; inanmış Rum, sadakatli Ermeni, vakur Peçenek’le dolup taşıyordu.<br> <br> Kansız fethedilen topraklar, sanki hayal alemindeydi! Daha dün, çığlıkların yükseldiği Medrese-i Yusufiyeler&hellip; bugün, salıverilen mahkumların ibretlik öyküleriyle doluydu.<br> <br> Kim bilir ne hayat sahnelerine şahittiler? Duvarların dili olaydı!<br> <br> Bizans, sonu gelmeyen zulme başkentlik ederken, beklenen akıbet onu da bulacak mıydı?<br> <br> Tabiat boşluk kabul etmezdi. Arta kalan topraklar, ekilip biçiliyor&hellip; tarlada, kul hakkının pratiği veriliyor&hellip; üretenle tüketen, aracısız buluşuyor&hellip; “kabzımal enflasyonu” kendine yeni Londralar arıyordu.<br> <br> Şehirler kuruluyor; kalp fethinin mimarları “Üstünlük olmasın!” diye ırkını ileri sürmüyordu. Bacıyan-ı Rum, Anadolu, Osmanlı&hellip;. birliğin adı oluyor; “Sen, ben değil; biz!” şuuru, kurumuş çeşmelere zemzem oluyordu.<br> <br> Gönen pazarında, “Yeni adamlar gelmiş; ne aldanıyor, ne aldatıyorlarmış; gidip alış veriş yapalım, dedikleri gibi var mıymış?” kuşkusuyla yola düşen Ortodoks ahali, akşam evini Besmeleyle açıyor; “Pazara değil, mezara kadar!” kararlılığı yüzlerinden okunuyordu.<br> <br> Mimar eli değen şehirlerde, bin yıllık alt yapıyı kuruluyor&hellip; ferah çarşılar, şadırvanla kucaklaşıyor&hellip; yolda kalmış hancılar, bir şey teklif etmenin “ayıp kaçtığı” medeniyet mekanlarına kavuşuyordu.<br> <br> Sanatla zenaat arasındaki çizgi burada göze çarpıyor&hellip; estetiğin hakim olduğu köprüler, kurumuş gönülleri ıslatan çeşmeler, bugünün yerel yöneticilerine(!), “Uzaklarda arama!” diyordu.<br> <br> Kulakları çınlasın; dubası göçmüş, yirmi yıllık Köy Hizmetleri(!) köprüsünün mühendisinin de bir baksın, yüz metre ötede, dünya durdukça dimdik ayakta kalacak Çemişgezek’in Taş Köprüsü’nü sağlam kılan nedir?<br> <br> Ne varsa özünde vardı. İnançlarını malzeme yapmaktan haya eden coşkun yürek, gazadan gazaya koşuyor; dönüşü olmayan yolda “surda bir gedik” açıyordu. Hayali değil, önder kahramanlara sahip bir neslin evlatları, içerde huzuru perçinliyor; namert düşmanı ise amansız nefesiyle takip ediyordu.<br> <br> Söğütten çınara yolculuk, kaldığı yerden sürecek miydi?</span><span style="font-size:14.5pt;font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif;mso-fareast-font-family: &quot;Times New Roman&quot;;color:#212529;mso-fareast-language:TR"><o:p></o:p></span></p>