Bir akıncı durağı: Osmanlı!
-----
2023-06-15 00:00:00
<p>“Sende ilim, sende
edep, sende cesaret var oldukça yıkılır mı adaletin ülkesi?”</p><p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt; background-image: initial;"><span style="font-size:10.0pt;font-family:"Tahoma",sans-serif;mso-fareast-font-family:
"Times New Roman";color:#333333;mso-fareast-language:TR">
<br>
Asırlık ömür Ertuğrul’un emaneti yağız Osman, buğulanmış gözlerini uzaklara
dikmiş; Çanakkale’den, öteleri düşlüyordu. Hırçın dalgalar, “Vira Bismillah!”
nidalarıyla karşı kıyıya vuracak, sahile çıkan leventler, dur durak bilmeden
ötelere koşacaktı.<br>
<br>
Gözüpek Samsa, heybetli Konuralp, verasetli Akçakoca, onurun adı Aykut,
şecaatli Gazi Abdurrahman… liderin etrafında kümelenmiş, altı asırlık inanç
tohumunu Frenk toprağına serpmek için heyecan dolu bir bekleyişe girmişlerdi.<br>
<br>
Zaferin aşk boyutunun mimarları Edebalı, Dursun Fakih, Kayserili Davut…
erenler, hangi menbadan beslemişlerdi; gözü kara, gönlü ak Hamzalarını!<br>
<br>
Dündar’ın kaybettiği “dostluk” imtihanı, şimdi onların zaferiyle kıtalar
aşacak; Kutlu Önder’in izinde, “Güneşi sağ, ay’ı sol elime verseler, davamdan
vazgeçmem!” şiarı olacaktı, ahi dostlarının.<br>
<br>
Anadoluyu kan gölüne çeviren Karesi kıskanç, Candar ucuz hesap peşinde…, Germiyan
baş olma sevdasıyla yanıp tutuşurken...<br>
<br>
Artuk kan kaybediyor…, Saruhan çözülüp, Menteşe tükenirken…; ”uzak bakışlı
adamlar” Nasr’ın müjdesiyle “İçte birlik, dışta zafer” düsturunu
bayraklaştırıyorlardı.<br>
<br>
Öyle ya, Yesrib’ten esen rüzgar, yedi yüz yıl var ki, aleme bereket götürmüş;
Açe’de şafak duası, Lahor"da ikindi rüyası, Ağrı’da teheccüd olmuştu.<br>
<br>
Karacahisar’da yalın kılıç şehadete koşan neferlerin nefesleri, Semerkand’da
minberlere doluyor;<br>
<br>
“Onları alınlarındaki secde izlerinden tanırsın; birbirlerine son derece
merhametli, küfrün ordusuna ise oldukça izzetli” duruşlarıyla, mazluma hayat
oluyorlardı an be an.<br>
<br>
Kaynaşmış topluluklar, sıra dışı adamların mesajıyla bir olmanın coşkusunu
yaşıyor, “Bir gül bahçesine girer gibi” tozu toprağa katıyorlardı. Sevgi ekip,
merhamet biçmek bu muydu?<br>
<br>
Tekfurun zulmünden kaçan Uhdud Adamları, Ömer ruhlularla kıyamete yürüyor;
ensar, muhacirle kandan öte kardeş oluyordu.<br>
<br>
Gladyatörlerin akıl almaz işkencesine sahne Bursa, akıncı ikliminin huzur
meltemiyle bir ilkbahar neşesine kavuşuyor; ırmakları artık kan kırmızı
akmıyor; söğüt ağacının rengarenk tonları maviye karışıyordu.<br>
<br>
İznik, toprak alıp cennet satan keşişlerin son çırpınışlarıyla yankılanıyor;
bir daha dönmemecesine… inanmış Rum, sadakatli Ermeni, vakur Peçenek’le dolup
taşıyordu.<br>
<br>
Kansız fethedilen topraklar, sanki hayal alemindeydi! Daha dün, çığlıkların
yükseldiği Medrese-i Yusufiyeler… bugün, salıverilen mahkumların ibretlik
öyküleriyle doluydu.<br>
<br>
Kim bilir ne hayat sahnelerine şahittiler? Duvarların dili olaydı!<br>
<br>
Bizans, sonu gelmeyen zulme başkentlik ederken, beklenen akıbet onu da bulacak
mıydı?<br>
<br>
Tabiat boşluk kabul etmezdi. Arta kalan topraklar, ekilip biçiliyor… tarlada,
kul hakkının pratiği veriliyor… üretenle tüketen, aracısız buluşuyor… “kabzımal
enflasyonu” kendine yeni Londralar arıyordu.<br>
<br>
Şehirler kuruluyor; kalp fethinin mimarları “Üstünlük olmasın!” diye ırkını
ileri sürmüyordu. Bacıyan-ı Rum, Anadolu, Osmanlı…. birliğin adı oluyor; “Sen,
ben değil; biz!” şuuru, kurumuş çeşmelere zemzem oluyordu.<br>
<br>
Gönen pazarında, “Yeni adamlar gelmiş; ne aldanıyor, ne aldatıyorlarmış; gidip
alış veriş yapalım, dedikleri gibi var mıymış?” kuşkusuyla yola düşen Ortodoks
ahali, akşam evini Besmeleyle açıyor; “Pazara değil, mezara kadar!” kararlılığı
yüzlerinden okunuyordu.<br>
<br>
Mimar eli değen şehirlerde, bin yıllık alt yapıyı kuruluyor… ferah çarşılar,
şadırvanla kucaklaşıyor… yolda kalmış hancılar, bir şey teklif etmenin “ayıp
kaçtığı” medeniyet mekanlarına kavuşuyordu.<br>
<br>
Sanatla zenaat arasındaki çizgi burada göze çarpıyor… estetiğin hakim olduğu
köprüler, kurumuş gönülleri ıslatan çeşmeler, bugünün yerel yöneticilerine(!),
“Uzaklarda arama!” diyordu.<br>
<br>
Kulakları çınlasın; dubası göçmüş, yirmi yıllık Köy Hizmetleri(!) köprüsünün
mühendisinin de bir baksın, yüz metre ötede, dünya durdukça dimdik ayakta
kalacak Çemişgezek’in Taş Köprüsü’nü sağlam kılan nedir?<br>
<br>
Ne varsa özünde vardı. İnançlarını malzeme yapmaktan haya eden coşkun yürek,
gazadan gazaya koşuyor; dönüşü olmayan yolda “surda bir gedik” açıyordu. Hayali
değil, önder kahramanlara sahip bir neslin evlatları, içerde huzuru
perçinliyor; namert düşmanı ise amansız nefesiyle takip ediyordu.<br>
<br>
Söğütten çınara yolculuk, kaldığı yerden sürecek miydi?</span><span style="font-size:14.5pt;font-family:"Arial",sans-serif;mso-fareast-font-family:
"Times New Roman";color:#212529;mso-fareast-language:TR"><o:p></o:p></span></p>