Beka, Kültür ve Milliyetçilik

-----

Milliyetçiliğimizin bir medeniyet davasını söz konusu eden yönü, sağdan soldan şartlanmış mahut bakışlar sebebiyle hep ya görmezden gelinmiş yahut dikkate değer bulunmamıştır. Irkçı ve çağdışı! bir ideoloji olarak takdim edilen milliyetçilik anlayışımızı bu yönüyle değerlendiren yaklaşımlar sebebiyle milliyetçi aydınlar ve fikirleri de bu kör döğüşü arasında güme gitmektedir. Bu itiş kakış pek çok cephede varid ve vakidir. Tam burada, S. Ahmet Arvasî'nin “Düşmanlarımız; Din ve milliyet gibi iki mukaddesimizi birbirine düşman göstermek oyunundan kolay kolay vazgeçmeyecektir..!”, "İslam'da milliyetçilik yoktur" propagandası ile milletleri çökertmek ve bu suretle çok kahpece bir planla birbirine zıt "islamcı" ve "milliyetçi" sun'î düşman kamplar doğurmak istemişlerdir” tespiti akla takılıveriyor.

Bu tartışma sislerinin ardında medeniyet davası olan milliyetçiler vardır, esasen milliyetçilik milleti ve ülkesi adına medeniyet davası gitmektir.

Erol Güngör bu cümleden değerlendirilmesi gereken münevverlerimizdendir. Şüphesiz düşünce yelpazemizin pek çok tarafındaki aydın gibi Güngör için de medeniyet sahasında ne olacağımız sorusu önemli bir yer tutmuştur. Türk'ün dirlik düzen davasına kafa yoran herkes için de aynı durum varittir. Erol Güngör bu bakımdan milliyetçilik mefhumu içinde medeniyete milli kültür bağlamında çok ehemmiyetli bir yer ayırmıştır: “Milliyetçilik, milli kültürü bizzat bir medeniyet kaynağı haline getirmek ve cemiyeti soysuz değişmelerin açık pazar yeri halinden kurtarmak hareketidir. Binaenaleyh milliyetçilik aynı zamanda bir medeniyet davasıdır". Burada görüleceği üzere vaki ezberlerin ilerisinde bir milliyetçilik tasavvuru vardır. Milli kültür bir medeniyet kaynağı haline nasıl gelir sorusu ile cemiyetin değişmelerin selinden kurtararak bağımsız kalmasını sağlamak gibi çok değerli iki esasa dayanan bu milliyetçilik anlayışının ırkçılıkla alakasızlığı aşikârdır. Milliyetçilikten irkilenler için vatanseverlik, milliyetperverlik vb. “daha cici” pek çok sair kavramla birlikte düşündüğümüzde milliyetçiliğin medeniyet davası ile birleştiği yere aklımız daha çok yakınlaşabilir. 

Erol Güngör bu medeniyet meselesinin tahakkuku için milliyetçiliğin temel meselesi olan milli kültür mevzusunu söz konusu eder. Buna göre milliyetçiliğin asıl hedefi geniş kitlenin iradesine dayanan bağımsız bir siyasî idare ve  bu siyasî birlik içinde millî bir kültür meydana getirmek olarak ortaya konur. Bağımsız bir siyasi topluluk kendi kültürünü meydana getirecek bir düzeyde var olmadıkça bundan bir medeniyet kaynağı ortaya çıkması da düşünülemez. Bu bakımdan Türk milliyetçilerinin milli kültür ve kimlik davası yalın siyasi bir bakış tarzı yahut kültür meselesi değildir. Bu mevzuların varlığı bu bakımdan medeniyetçi anlayışa zemin oluşturacak önemli zeminlerdir. Bu bakımdan olaya bakan Erol Güngör'e göre milliyetçilik, millî kültürün modern imkânlarla geliştirilmesidir.  Medeniyet kaynağı olacak bir kültürün modern vasıtalarla kendisini ortaya koyması fevkalade önemlidir. Milliyetçilerin bu bakımdan milli kültür ve kimlik meseleleri ile ilgilenmeleri millet gerçeğinin unsurları olmaları yanında medeniyet meselesine dair bir niyetleri olmasındandır.

İşte tam burada Erol Güngör bu işin amelesi olacak zümreye yani aydınlara dair sözünü söyler. Erol Güngör'e göre ‘aydın'ın özelliklerinden biri, onun, kültür yaratıcısı olmasıdır. Kültür yaratıcısı bir aydın denildiğinde akla ilk gelenlerden birinin Nevzat Kösoğlu olduğunda şüphe yoktur. Kendine mahsusu tarih ve kültür felsefesi ile bu yolda pek çok kitap yazan Kösoğlu merhum, Güngör'ün bu kaziyesine adeta arka plan açmıştır. Ona göre kültür toplumun bir iman manzumesi halinde maddesi ve üslubuyla teşekkül ettirdiği hayat tarzıdır. Burada ilk önce bilkuvve muhtevamıza hamle gücü katacak bir iman söz konusu edilir. Buradaki iman kavramı dini bir kabulün ötesinde düşünceye hamle gücü ve ruha dinamizm katan her türlü müktesebat olarak anlaşılır. Bundan sonra bu iman çerçevesinde bir bakış açısı, ölçü, hayat anlayışı ve dünya görüşü teşekkül ederek bir müşterek üslup ortaya çıkar. Her sağlıklı çağdaşlaşma eylemi hariçten alınanı bu milli üsluba uydurmakla mümkündür. İşte kültür bu müşterek üslup içinde amellerimizin ortaya koyduğu hayat tarzıdır. “İmanın muhtevasını oluşturan varlık anlayışı, mukaddesler ve ölçüler, toplumun hayat önceliklerini ve sınırlarını belirler. Hayat, bu bakış açılarından kavranır, değerlendirilir ve bu ölçülerle yaşanır. Böylece, bütün cemiyetlerde hayat, bağlı olunan iman manzumesine göre belli bir üslupta gerçekleşir ki, maddesi ve üslubu ile kültür, budur. “kültür bir iman sistemi çerçevesinde gerçekleştirilen hayat biçimidir” “Millî kültür, maddesi ve üslûbu ile millet hayatının bütününü ifade eder. Milliyetçilik bu kimliği koruma ve yüceltme isteğidir.” Kösoğlu için bir iman muhtevasında hayatın amel ile şekillenmesi kültür ve medeniyeti var eder. Kültür ve medeniyet bahsedilen imana uygun amellerle teşekkül eder. İmanla amellerin çeliştiği yerde soğuma ve yabancılaşma başlar. Bu bakımdan yeni bir kültür hamlesi yeni bir iman hamlesidir. Nevzat Kösoğlu merhum bu bakımdan bu yaratıcılığın nasılını bize gösteren bir düşünce ufkudur. Türk Milliyetçiliğinin medeniyet ufkunda da son derece önemli bir yerde durur.

Nihayet Erol Güngör'e ne yapılmalı sorusu bağlamında aklımızı dönelim: “Türkler artık kendi medeniyetlerine yüzlerini dönüp onu bütün teferruatıyla incelemelidir. Ama bu inceleme yakın zamana kadar hep yapıldığı gibi, Batı medeniyetinin değer hükümleri açısından olmamalıdır.” Milli kültür ve bunun kaynağından amellerimizle teşekkül edecek medeniyetin mayası batıdan geldiği takdirde beklenen insan, hayat ve üslubun ortaya çıkması daha bir nice zaman muhal olacaktır. Milliyetçiliğimizin de medeniyet davası olan ve  Cumhurbaşkanımızın da son zamanlarda işaret ettikleri üzere kültür bir beka meselesidir, bu bakımdan bağımsızlık davasının bir tarafı güvenlik ise diğer yanı şüphesiz kültür ve medeniyet cephesinde gerçekleşecek samimi mücadeleye bağlıdır. Milliyetçilik ve medeniyet davamızın bu merhum iki sancaktarını Fatihalarla hatırlarken, mesajlarını geleceğe taşımanın millet hayatına bir katkı, milli mefkûreye bir nefes olacağı da yeri gelmişken ifade edilmelidir.

Milli kültürü medeniyet kaynağı haline getirecek olan yaratıcı ve problem çözebilen insan tipine haiz milliyetçiliğin vizyonu geçmişten ziyade gelecek çerçevesinde gerçekleşmelidir. Değer kavramının kültürde iktisattan/sanayiden çok farklı mana taşıdığı da bu cümleden unutulmamalıdır. 

Beka Allah'ınsa da bizden baki kalan şu kubbede bir hoş sada olmalıdır.

Vesselam

Not: KKTC'nin yılmaz lideri ve Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı saygıyla anıyorum.