Batılılaşmadan Medeniyetçi Milliyetçiliğe 2

-----

Türkler köken olarak tarihin en kadim milletlerindendir. Devlet idrakleri ile millet şuurları da yaşıttır. Kendilerini anlayış ve kavrayışları uzun asırlar muvacehesinde sürekli ve bütüncül bir zaviyede gerçekleşmiştir. Bu süreç içinde işte başkalarına tabi olarak ve onlara göre kendini tarih etmemiş, bilakis kendisi taklit edilen olmuştur. Bu bakımdan millet anlayışımız bir taklit ile başlamadığından bu konuda tariflerimizde modern zamanlardaki aksaklıklar hariç süreçte hep müstakim olmuştur. Bunun yanında düşmanlıklar yani ötekiler üzerinden de kendini tanıma söz konusu değildir. Bu bakımdan Türkiye'de milliyetçilik yükseliyor diyenler ne kast ediyor anlamak zordur. Kafalardaki muhayyel millet tanımları ve milliyetçilik tarifleri ile millete ve milliyetçilere bakanlar o mefhumları bu lafız ile Türk Milliyetçilerini yaftalamak istemektedirler.

Bu haseple milli mefkûre ve terbiyeden habersiz aynı duyguyu paylaşanların anlaşacağı ve bunun zeminin de kültürel metafiziğimizin olduğunu göremeyenler ırkçı ve faşist nazarları en hümanist cümleler ile yadırgamaktadırlar. Bu aslında belki başka bir yazının konusunu olacak Türk ve sağı solunu modernleşme karşısındaki tutumuyla ilgili bir keyfiyettir. Sağ ve sol mefhumları ülkemizde muğlaksa da süreçte Osmanlı enkazından başımızı kaldırdığımızda sağ olarak nitelenen cemiyet kesimi kültürpolitik üzerinden bir batı ve modernite ötekileştirmesi yaparken ekonomipolitik merkezli bir bakış ile bunu düşünen sola düşen cemiyet kutupları makul kurtuluş ve gelişme anlayışlarını bunlar üzerinden inşa ettiklerinden aşılması zor bir karşıtlıklar düzeni oluşmuştur. Sol olarak beliren zemin, etnik ve mezhepsel eklemlenmelerle kendi sosyolojik düzleminde; maddeci ve üretim ilişkileri bağlamında, pozitivist mantıkçı bir içerikle muhataplarını “batı sömürgeciliğini” yadsımamakla suçlarken, kültürel modernleşmenin özellikle sanat ve kültürel çerçevede eleştirdiği batının adeta taşeronu boyutunda temsilcisi olmak gibi bir tezatla var olmuştur. Bu bakımdan bugün bile hala suçlamalar ve savunmalar bu pratik üzerinden sürmekte, siyasi zemin de bu çerçevede bir sosyolojide gerçekleşmektedir. Kültürel batılılaşma bir kesim tarafından onaylanırken öte taraf teknik ve ekonomik sistemlerin bağımsızlıkla ilgisini ideolojik boyutta düşünmediğinden çatışma ve suçlamalar havalar uçuşuyor. Batı lafzına dair modern zaman muhalefet algımız bu bakımdan ana iki çerçeveyi göstermektedir. Kültürel ve ekonomik çerçeveler. Bakış açılarındaki metafizik ve matematik realite bile bundan kaynaklıdır. Sömürü lafzı da bu bakımdan bu kesimlerde farklı manalar tedai ettirmektedir. Bu ikilem bir üçüncü yol ihtiyacını her zaman göstermektedir. Bu durum her şeyden önce parçalanmış ideolojik kutuplar olmaktan çıkıp duygudaş bir millet olmamızı zorlaştıran bir mesele olarak durmaktadır. Mevhum bir “batı” bizi içten dıştan kemirmeye devam ediyor. 

Peki ne olacak?

Tarihimizde vâki lakin bugün meçhulümüz hale gelen “bilinçsiz zekâmız” süreçteki gayesini yeniden üstelenecek “bilinçli zekâyı” yani insanı bularak süreçteki ereği/amacı yeniden düşünmek zaruretindedir. Tarihimizin doğasındaki teşkilat ve nizam planını gerçekleştirmek için bu milliyetçiliğimiz bilince muhtaçtır. Tarih ve kültür canlı organizmalardır tarihimizdeki vâki ilkeler bu bilinçle birleştiğinde çokluktaki birlik de teşekkül edecektir. Medeniyetçi zaviye kültürel derinleşme dağılanları toplayıp, kabuktan öze varmayı sağlayabilecektir. Yaşadığımız tüm çatışmalar bir senteze varmak üzere harekete geçecektir. Bu süreci düşünmek yani milliyetçiliğimiz entelektüel bir görüyle kavranabilecektir. Böylece teori ve pratik halindeki tarih bilinçli zekâ üzerinde yaratıcı bilince ulaşacaktır. Zorlukları ve zorunluluklarımız tarih metafiziğimizin imkânları ve özgürlüğü içinde aşılacaktır.

Millet olmakla muasırlaşmak arasındaki çatışmaları aştığımızda gelecek bize daha aydınlık olacaktır. Milliyetçiliğimiz medeniyetçi çerçevesinde “kültürel bilinç” sahibi yani gelecek tasavvurunda milli gerekçeleri önceleyen şahsiyetlerin kültürel ve teknik-ekonomik başarıları üzerinden yeniçağda varlığımızı temsil iradesi olarak görülmelidir.

Medeniyetçi milliyetçilik bu bakımdan düşünülmesinde fayda olan bir bakış açısıdır.