Ayasofya Câmii'ne "Bizans Müzesi" hakâretinin sahîh târihçesi (91)

-----

<p>Buraya kadar, Başgil’in makâlesini daha iyi anlamak için verdiğimiz îzâhattan sonra, şimdi onu aynen naklediyoruz:</p><p align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt; line-height: 115%;"><o:p></o:p></p> <p align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt; text-indent: 0cm; line-height: 115%;"><b>"İrtica Yaygarası”<o:p></o:p></b></p> <p align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“Son günlerde irtica var yaygarası devam edip gidiyor. Müslüman Türkün iman ve akidesine karşı küfür ve hakaretler savruluyor. Sokak karikatürcüleri tahrik edici marifeterinde ısrar ediyor. Bazı günlük gazetelerde laik hukuk ve din sosyolojisi namına sütunlar doldurulup zehirler kusuluyor. Maksat: ortalıkta bir tereddüt ve ipham havası yaratmak, resmî otoritelere yol şaşırtmak, gençleri kışkırtıp gaile çıkartmak, iktidar ağziyle tekrar lüzumsuz tehditlere yol açmak, hülâsa polemik yapmak, yâni netice [olarak] sürüm sağlamak.<o:p></o:p></p> <p align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“İrtica varmış; softalar, yobazlar, Medenî Kanun düşmanları hep bir ağızdan şeriat istiyorlarmış. Zavallı Müslüman halkımız! Gazetesiz, müdafaasız, sahipsiz efendimiz! Bu, sana, doyurup beslediğin, zengin edip yaşattığın nankörlerin âdice bir iftirası ve hakaretidir. Fakat bilesin ki ‘<i>louche</i> matbuat’ [şâibeli matbûât] demokrasilerin akan yarasıdır. Bu yarayı kurutmanın bence tek çaresi de ‘boykotaj’dır. Müslüman Türk! Sana iftira atan ve hakaret savuran herhangi bir gazeteyi alma, okuma.<o:p></o:p></p> <p align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">***&nbsp;&nbsp; <o:p></o:p></p> <p align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt; text-indent: 0cm; line-height: 115%;"><b>“Geçen yirmi beş senelik bir devir içinde servete, sefâhat̃e doymıyan azgın bir zümre yiyip içip eğlenirken, beri tarafta Müslüman halkımız, esîr kamplarındaki mahk̃ûmlar gibi inledi!”<o:p></o:p></b></p> <p align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“Ortada irtica diye bir şey yok! Efendiler! Yalnız cahilâne bir taassup ve körlükle bu milletin diline, dinine, tarihine, manevî ve ahlâkî kıymetlerine vurulan tekmelerin haklı reaksiyonları ve acı tenkidleri var. Geçen yirmi beş senelik bir devir içinde servete, sefahate doymıyan azgın bir zümre yiyip içip eğlenirken, beri tarafta Müslüman halkımız, bu namuslu fakat boynu bükük insanlar kütlesi esir kamplarındaki mahkûmlar gibi inledi. Bunu unuttuk mu? İşte bugün bu mâsum insanların göğüslerini dolduran ahlar boşanmakta ve memleket bir ‘restauration’ devri beklemektedir.<o:p></o:p></p> <p align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt; text-indent: 0cm; line-height: 115%;"><b>“Yıktıkları Dîn mihrâbının yerine ‘<i>orgie</i>’ sofraları ile süslenmiş bir ‘<i>paganisme</i>’ sarayı kurdular!”<o:p></o:p></b></p> <p align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“On dört mayısta fırtına diner gibi oldu, fakat gemimiz hâlâ sallanıyor. Hâlâ başlar dönüyor, içler altüst oluyor. Tabip dedim yok mu iç ferahlatacak bir ilâcın, mukadder mi bize yoksa milletçe köksüz bir ağaç gibi sallanıp durmak? Hayır, dedi, derdin ilâcı: Radikal bir <i>restorasyon</i> devri açmaktır. Yıktıkları din mihrabının yerine ‘<i>orgie</i>’ sofraları [fuhuşlu işret sofraları] ile süslenmiş bir ‘<i>paganisme</i>’ [Şirk, Putperestlik] sarayı kurdular. Kapattıkları tarikat tekkeleri yerine lâik tekkeler açtılar, totemler yarattılar, tabular ihdas ettiler ve bunların hepsine birden ‘inkılâp’ dediler, <o:p></o:p></p> <p align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt; text-indent: 0cm; line-height: 115%;"><b>“Bir restorasyon devri açmak” l̃âzım!<o:p></o:p></b></p> <p align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“Restorasyon devri açmak demek, inkılâp etiketi altındaki realiteleri yeni baştan gözden geçirmek, iyilerini kötülerinden ayırmak, hakikî inkılâbı ‘<i>dégénérescence</i>’ [tereddî] hareketlerinden ayıklamak demektir. Fakat vakit kaybetmeden bunu yapmak zorundayız. Kötülükler birer iptilâ gibidir, eskidikçe terki ve ıslahı güçleşir.<o:p></o:p></p> <p align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“Seneler boyunca yapılmış haksızlıkları ve zorbalıkları tenkid etmek ve kötülüklerin düzeltilmesini istemek yasak mıdır? Hangi kanun ile? Müslümanlığa mahsus âyinleri icra etmek, hattâ Medenî Kanunu tenkit etmek irtica mıdır? Hangi hukuk prensibiyle? <o:p></o:p></p> <p align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt; text-indent: 0cm; line-height: 115%;"><b>“Medenî Kânûn’u -Memleketin târihî realitelerine, ictimâî mûtâlarına, rûhî ve ırkî temâyüllerine intibâk ettirmek üzere- yeniden gözden geçirmek, âcil bir millî zarûrettir!”<o:p></o:p></b></p> <p align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“Medenî Kanunun millî hayatımıza, hususiyle, aile yuvamıza indirdiği darbeler inkâr kabul eder şeyler midir? Bu kanunun evlenme ve miras sistemleri[nin] bu memleketin aile ocağını bombaladığı bir hakikattir. Millet varlığımızın temeli olan bu ocak, gözlerimizin önünde hergün biraz daha çökmektedir. Komünizmin aile düşmanlığından bahsolunuyor. Fakat Türk ailesi için bu düşmanlığı evvel emirde Medenî Kanunda aramak lâzımdır. Bu kanunu -memleketin tarihî realitelerine, içtimaî mûtâlarına, ruhî ve ırkî temayüllerine intibak ettirmek üzere- yeniden gözden geçirmek, kanaatimce, âcil bir millî zarurettir. Fakat sorarım, bunu görüp söylemek irtica mıdır? O halde Anayasanın vatandaşlara tanıdığı tefekkür ve tenkid hürriyetinin mânası ne olsa gerektir? Zavallı demokrasi! Korkarım ki, İttihatçıların Meşrutiyeti ve Halkçıların Cumhuriyeti gibi, sen de bir zümre demagojisinin kurbanı olup gideceksin! <o:p></o:p></p> <p align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt; text-indent: 0cm; line-height: 115%;"><b>Yalman’ın Müslümanlara Komünist ajanlığı iftirâsı<o:p></o:p></b></p> <p align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“Yaygaracılara göre, Mosokva ajanları dindar kılığına girermiş de, irtica ve kargaşalık çıkararak, kaleyi içinden fethedermiş&hellip; Mümkündür. Fakat irtica ve komünizm suçlusu olarak şimdiye kadar mahkemelere yüzlerce kişi sevkolundu ve bir çoğu mahkûm da oldu. Bunların içinde dindar kisvesine bürünüp de tahrikât yapan kaç Moskova ajanı çıktı? Ne çabuk unuttuk: Geçen harpde Beşinci Kolun kendisinden ziyade, yaratılan vehim havası milletlere zarar verdi. Memleketi ormanların perili evine çevirmekte bilmem ki kimlerin menfaati var?<o:p></o:p></p> <p align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt; text-indent: 0cm; line-height: 115%;"><b>Hük̃ûmetin siyâseti, “vâkıalar ve şêniyetlere” dayanmalıdır! <o:p></o:p></b></p> <p align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“Kösede sakaldan başka her şey mümkündür. Ancak sağlam ve güvenilir bir politikanın mesnedi, vâkıalar ve şe’niyetler olmak lâzımdır. Mümkünmüş, olurmuş&hellip; gibi mışmışları icraatına rehber alan herhangi bir hükûmet, gaf üstüne gaf işler. Gazeteci yaygarasına göre politikasına istikamet veren bir hükûmet, muhakkak, yol şaşırır ve çok kere bastığı dalı keser. <o:p></o:p></p> <p align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt; text-indent: 0cm; line-height: 115%;"><b>“Yirmi yedi senelik kâhir bir oligarşi ahtapotunu söküp atan kuvvet, mâsûm ve dîndâr kütledir!”<o:p></o:p></b></p> <p align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">Şunu iyi bilmek lâzımdır ki, yirmi yedi senelik kahir bir oligarşi ahtapotunu 14 Mayıs darbesiyle [14 Mayıs 1950 Teşriî İntihâbâtıyle] söküp atan [Maâlesef, bu, fevkal̃âde mübâl̃ağalı bir ifâde!] kuvvet ne partilerdir, ne matbuattır, ne de bir avuç münevver. Hakikatte bu kuvvet, bu gün sokak karikatürcülerinin tezyifine uğrayan masum ve dindar kütledir. Devrilen zulüm idaresine muharrir, münevver, hoca, profesör&hellip; az çok hepimiz iştirak ettik. Şakşakçılığını yaptık. Masum kaniyle yuğurulmuş nimetini yedik. Hiç olmazsa susmak suretiyle zalimlere destek olduk. Bu tarihî cürme elini bulaştırmıyan tek bir zümre varsa, o da dindarlardır. Bir sosyolog gözüyle tahlil edince, 14 Mayıs İnkılâbını, bu sessiz ve şamatasız zümrenin -hakkın zulme galebesi şeklinde tecellî eden- bir şaheseri [olarak] görmemek kabil değildir. Dikkat edelim ki, bu gün ‘kara kuvvet’ diye vasıflandırılan bu zümreye karşı hakaret savuranlar ve irtica yaygarasiyle etrafa rüzgâr ekenler, hakikatte 14 Mayısın sinsice intikamını almak için içleri yananlardır.<o:p></o:p></p> <p align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt; text-indent: 0cm; line-height: 115%;"><b>“İrticâ yok; bu Memleketin başına kara bel̃â kesilen bir iki bezirg̃ân muharririn yaygarası var!”<o:p></o:p></b></p> <p align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“Hayır, irtica filân yok Baylar! Yalnız bu memleketin başına kara belâ kesilen bir iki bezirgân muharririn yaygarası var. Eğer bu topraklar üstünde günün birinde bir irtica koparsa, şimdiden söyliyelim ki, bunun müsebbibi ve körükleyicisi bu bezirgânlardır.” (<i>Yeşilnur, İki haftada bir Cuma günleri çıkar, İlmî, İçtimaî, Siyasî, Dinî ve Ahlâkî Mecmua</i> –Sâhibi: M. Nuri Akyar, Neşriyât Müdürü: Mustafa Erhan Arbatlı-, 15.1.1960, c. 1, sy. 2, ss. 1 ve 16; <i>Tohum</i> –İstanbul İmam-Hatip Okulu Mezunları Cemiyeti’nin nâşiriefk̃ârı-, 1 Kasım 1968, c. 3, sy. 33, ss. 14-15; <i>Sancak, Dinî, İçtimaî, Edebî, Siyasî Tarafsız Mecmua</i> –Sâhibi ve Neşriyât Müdürü: Kemaleddin Şenocak-, 20.4.1968, c. 1, sy. 8, ss. 3-4’ten naklen. <i>Sebilürreşad</i>’ın Nisan 1952 ve Şubat 1953 târihli&nbsp; V/124 ve VI/144. sayılarında –ss. 371 ve 291- g̃ûyâ ik̆tibâs edilerek neşredilen aynı makâle, maâlesef muharreftir: Metin, Eşref Edib tarafından tâdil ve ihtisâr edilmiştir. Mesel̃â Eşref Edib’in metni, şöyle başlıyor: “Son günlerde yine bir irtica yaygarası koptu. İrtica var iftirasiyle yine Müslüman halkımızın iman ve akidesine karşı küfürler ve hakaretler savruldu. Ortada irtica diye bir şey yoktur, efendiler! Yalnız cahilâne bir inat ve taassupla bu memleketin tarihine, diline, dinine, maneviyat ve mukaddesatına vurulan tekmelerin acı, fakat haklı tenkidleri ve reaksiyonları vardır. Çeyrek asırlık bir devir içinde inim inim inletilen masum insanların göğüslerini dolduran ahlar boşalmaktadır. İlh&hellip;” Doğrusu, insan hayretler içinde kalıyor! Eşref Edib, bu tahrîfâta nasıl cür’et etmiştir? Hâl̃buki Müslüman, dâimâ bir Hak̆îkat̃ Eri olmalıdır! Dîğer taraftan, Kemal Fedai Coşkuner’in <i>Fedai, Allaha, Vatana ve Hürriyete</i> mecmûası da –Haziran 1964, c. 1, sy. 11, s. 7-, -bilmeden- <i>Sebilürreşad</i>’daki muharref makâleyi –hattâ Mehmed Âkif’in “İrticâ” şiiri dâhil, o sayfayı olduğu gibi- ik̆tibâs ettiği için, Eşref Edib onu da yanıltmıştır&hellip;) <o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>