Ayasofya Câmii'ne "Bizans Müzesi" hakâretinin sahîh târihçesi (88)

-----

<p><img src="https://www.yenisoz.com.tr/uploads//WhatsApp Image 2023-02-03 at 14.55.05.jpeg" alt="WhatsApp Image 2023-02-03 at 14.55.05.jpeg"></p><p>(<i style="color: rgb(192, 0, 0); text-indent: 0cm;">Yeni Sabah</i>, 19.3.1948, s. 1)</p> <p align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt; text-indent: 0cm;"><span style="font-size:10.0pt; color:#C00000">(CHP’yi tutan) 19 Mart 1948 târihli <i>Yeni Sabah</i> gazetesinin (Sâhibi: A. Cemaleddin Saraçoğlu, Yazı İşleri Müdürü: Fatin Fuad), aynı devirde, (Ocak 1946’da têsîs edilmiş) DP’yi destekliyen Yalman hakkındaki tesbîtleri de, hep onun –aynen Ebedî Efendisi gibi, Cemâat̃i tarafından yoğrulmuş- Münâfık şahsıyetini ortaya koyuyorlar&hellip; <o:p></o:p></span></p> <p align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt; text-indent: 0cm;"><span style="font-size:10.0pt; color:#C00000">Rahmetli Başgil, Münâfık şahsıyetine bakarak, onun hakkında “rûh hastası” teşhîsini koymuştu&hellip;<o:p></o:p></span></p> <p align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">***&nbsp;&nbsp;&nbsp; <o:p></o:p></p> <p align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">&nbsp;</p> <p align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt; text-indent: 0cm; line-height: 115%;"><b>“(27 Mayıs 1960 İhtil̃âl̃i olunca) ‘Allahın bu günü de varmış’ başlıklı bir başyazı yazdım”<o:p></o:p></b></p> <p align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt; line-height: 115%;">Ağaoğlu’nun metnindeki son husûsun, bizzât Yalman tarafından, <i>Hâtırât</i>’ında da têyîd edildiğini görüyoruz:<o:p></o:p></p> <p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“(27 Mayıs 1960 sabahı,) bütün memleket, sevinç içinde uykudan uyandı; herkes telefona sarıldı; müjdeyi bilmeyenlere ulaştırdı&hellip; [&hellip;] <o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal" align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm;">“Ben: ‘Allahın bu günü de varmış’ başlıklı bir başyazı yazdım. Bu, İzmir’in Yunanlılardan kurtuluşundan sonra halkın ağzından düşmeyen bir sözdü. <o:p></o:p></p> <p align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;"><span style="mso-fareast-font-family:Calibri;mso-fareast-theme-font:minor-latin; color:black;mso-fareast-language:EN-US">“Halktan hudutsuz güven gördükten sonra andlarının tersini yapan, eskisinden kötü bir tek parti istibdadı kuran Demokrat Parti, memleketi bir düşman gibi idare etti; eliyle kurduğu demokrasiyi kökünden yıktı. [&hellip;]<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal" align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm;">“Yassıada duruşmalarının devamınca sık sık oraya gittim. Milletin güvenini geniş bir surette aldıktan sonra emaneti kötüye kullananların ve bu arada gidişi beğenmemekle beraber buna karşı harekete geçemeyenlerin ve Yassıada macerasının acılarını karar gününe kadar çekenlerin halini gördüm. Divan Başkanı Başol’la ve Yassıada kumandanı Tarık Güryay’la defalarca konuşma imkânları buldum. <o:p></o:p></p> <p align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;"><span style="mso-fareast-font-family:Calibri;mso-fareast-theme-font:minor-latin; color:black;mso-fareast-language:EN-US">“16 Eylül 1961 günü, Adalet Divanı vazifesini bitirdi ve tutukları [mevkûfları, mahbûsları] grup grup kabul ederek haklarındaki kararı bildirdi. Birinci grupta Cumhurbaşkanı, son kabine üyeleri bulunuyordu. İdam ve müebbet hapis cezalarına çarpılanlara karar yüzlerine karşı bilidrilmiş, ellerine kelepçe vurulmuş, hepsi motörlerle İmralı adasına yollanmıştı. Orada Fatin Zorlu ve Hasan Polatkan o gün </span>asılmıştır. Menderes hasta yattığı için bir gün sonra İmralıya gönderilmiş ve aynı muameleyi görmüştür.” (Ahmet Emin Yalman, <i>Yakın Tarihte Gördüklerim ve Geçirdiklerim</i>, İstanbul: Yenilik Basımevi, 1970, c. 4: 1945-1970, ss. 361, 362-363, 368-369; ayrıca, <i>Milletimize Revâ Görülen Kültür Jenosidi</i> kitabımız 2014: 250-252)<o:p></o:p></p> <p align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt; text-indent: 0cm; line-height: 115%;"><b>1948’de, <i>Yeni Sabah</i> gazetesi: Günümüzün vatanperverlik istismârcısı, “zamâneye göre kalem ve dil kullanmanın mütekâmil bir örneği halinde (180) derecelik dönüşler yapıp durmuş olan Yalman”<o:p></o:p></b></p> <p align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt; line-height: 115%;">Daha 1948 senesinde, Cemaleddin Saraçoğlu’nun CHP’yi destekliyen <i>Yeni Sabah</i> gazetesi de, onun Münâfık seciyesini ortaya koyan bir makâle neşretmişti:<o:p></o:p></p> <p align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“Bütün gazetecilik hayatında bir dalda durmamış, dün kara dediğine bugün beyaz demiş, sonra tekrar dönerek yine siyah demiş, hülasa yapmacığın, samimiyetsizliğin ve zamaneye göre kalem ve dil kullanmanın mütekâmil bir örneği halinde (180) derecelik dönüşler yapıp durmuş olan ‘Vatan’ başyazarı Ahmed Emin Yalman son zamanlarda yeni bir sistem tutturdu: Herkese yurdseverlik dersi vermek, muttasıl vatan sevgisinden bahsederek Türk okuyucusunu hassas noktasından avlamak ve bu suretle de gazetesini bol bol satmak. ‘Türkün akıncı ruhu’, ‘Berrak milliyetçilik’, ‘Birlik’, ‘İhtiraslara hâkim olmak’ gibi ‘Vatan’ başyazarının kaleminden çıkınca hakikî mâna ve kıymetlerini kaybeden bir takım yüksek mefhumları diline dolamayı bugünün geçer akçesi sayıyor olmalı ki Ahmed Emin Yalman biz Türklerin irsî bir duygumuz olan ‘Moskof düşmanlığı’nı da istismar etmekte[dir]&hellip; [&hellip;] <o:p></o:p></p> <p align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“Bugünlerde herkese vatanperverlik dersi dağıtan, Mareşal Fevzi Çakmak’a bile hamiyet öğütleri vermekten perva etmeyen (Vatan) başyazarı Ahmed Emin Yalman, 1919 yılında, sahiplerinden ve başyazarı bulunduğu (Vakit) gazetesinin 31 Temmuz Perşembe tarihli nüshasında, imzası altında yazdığı ‘İstiklâl yolu’ unvanlı bir başmakalede bakın ne herzeler yumurtluyordu: <o:p></o:p></p> <p align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">‘Farzedelim ki, bizim arazimize kimse el sürmek istemiyor, bize, ‘kapitülasyonlar kalktı, kimse sizin işlerinize müdahale etmeyecek, istediğinizi yapın’ diyorlar. Acaba bu vaziyette biz kaç gün istiklâl-i tam sahibi olabiliriz ve kaç gün sonra mevcudiyetimizi de kaybetmek tehlikesine mâruz kalırız?’ <o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>