Ayasofya Câmii'ne "Bizans Müzesi" hakâretinin sahîh târihçesi (82)

-----

<p>Nitekim bu romanda da, -hil̃âf-ı hak̆îkat̃ olarak- belli başlı şahsıyetler, hep idealize edilerek tasvîr edilmiş ve&nbsp; İsl̃âm da, savaşçı, kan dökücü, (Mutlak Hakkı temsîl etmek idiâsıyle) ne pahasına olursa olsun, bütün dünyâya yayılmak ve hâkim olmak istiyen mütecâviz, emperyalist bir dîn gibi gösterilmiştir. Maâlesef, Rivâyetci İsl̃âmın telk̆înleriyle yetişen insanlarımız arasında, İsl̃âmın böyle muharref, fanatik bir tel̃âk̆k̆îsi çok yaygındır ve bu zihniyetin İsl̃âm Âlemine verdiği zarârın haddi hesâbı yoktur&hellip; (Mesel̃â zamânımızda, bu zihniyetin Sûriye, Irak, Îrân, Afganistan, Afrika ve daha birçok beldedeki tahrîbâtı ve sebeb olduğu fâcialar bir göz önüne getirilsin!)</p> <p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 12pt; line-height: 115%;">Hak̆îkat̃ Dîni olan Müslümanlığa îmân etmiş insanların san’at̃ tel̃âk̆k̆îsine de, herhâl̃de, Hak̆îkat̃ endîşesi hâkim olmalı, san’at̃k̃ârlarımız bilhassa aşırı mübâl̃ağadan kaçınmalıdırlar. Bu bakımdan, realizm, hattâ natüralizm gibi edebî cereyânlardan ilhâm alınabilir; onlardan şu mühim farkla ki edebî eser, edebe mugâyir hiçbir unsur ihtivâ etmemeli, dâimâ ahl̃âk̆î kalmalıdır. Kanâat̃imizce, bu anlayışın bizdeki en iyi temsîlcisi Mehmed Âkif merhûmdur.<o:p></o:p></p> <p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 12pt; text-indent: 0cm; line-height: 115%;"><b>Lâç, kânûn mûcibince, Menderes Hükûmetinin, “Ayasofya’nın müze olarak kullanılmasını men’edeceğini” ümîd ediyordu<o:p></o:p></b></p> <p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 12pt; line-height: 115%;">Rahmetli Abdurrahman Şeref Lâç’ın –Ayasofya’ya dâir- takrîben iki sayfalık makâlesi, “1 Haziran 1955 târihinden îtibâren mer’iyete giren 6570 sayılı, gayr-i menkûl̃ kirâları hakkındaki Kânûn”un birinci maddesinin, Ayasofya’ya câmi statüsünün iâdesini “zarûrî kıldığına” dâir yorumunun müdellel îzâhı mâhiyetindedir. Onun kanâat̃ince, Vicdân Hürriyetine riâyetk̃âr olan Menderes Hük̃ûmeti, mezk̃ûr kânûna istinâden, “Ayasofya’nın müze olarak kullanılmasını men’edecek” ve ona, Müslümanların ibâdethânesi keyfiyetini iâde edecekdir:<o:p></o:p></p> <p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“&hellip;Bu kanunun hallettiği mühim meselelerin en birincisi, birinci maddesinde yer almıştır: ‘Mabedler, ibadethane haricinde hiçbir iş için de kullanılamaz’. <o:p></o:p></p> <p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“Kanunun bu hükmü, lâfziyle ve ruhiyle tam ve katî bir sarahat halindedir. Binaenaleyh Ayasofya mâbedi, artık 1.6.1955 tarihinden itibaren Müze olarak kullanılamaz. Ve 6570 sayılı kanunun icrası İcra Vekilleri Heyetine mevdu bulunduğuna göre muhterem İcra Vekilleri Heyetinin, kanunun âmir hükmünü yerine getirerek, derhal Ayasofyanın müze olarak kullanılmasını men ve bu mâbedi yine ibadette kullanmağa tahsis edeceği şüphesizdir. <o:p></o:p></p> <p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“Tam lâyik [l̃aik] anlayışla [?] mabedlere ve dine müdahaleyi bertaraf etmek için elinden gelen gayreti sarfeden Demokrat iktidarın, iş başına gelişinden beri, Ayasofya meselesi, 6570 sayılı kanun çıkıncaya kadar, muhtelif tarihlerde, muhtelif şekillerde mevzuu bahsoldu. Fakat muhterem Adnan Menderes ve onun iktidarı her millî davada olduğu gibi, Ayasofya meselesinde de teenni ve basiretle ve kanun yolu ile hareket etti. Böylece 20 milyon Türkün ve bütün İslâm âleminin gönüllerini şâdetti. [&hellip;] <o:p></o:p></p> <p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 12pt; text-indent: 0cm; line-height: 115%;"><b>“Yeni Kirâ Kânûnunun 1. Maddesinin esbâbımûcibesi, sâbık [Şefler] ik̆tidâr[ın]ın ibâdetten başka işlere tahsîs ettiği Mâbedlerimizi eski hâl̃lerine ircâ etmekdir”<o:p></o:p></b></p> <p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“6570 sayılı kanunun birinci maddesiyle ‘Mâbedler kiraya verilemez ve ibadethane haricinde hiçbir iş için de kullanılamaz’ şeklinde sevkedilen katî ve âmir hükmün mucip sebebi nedir? Vazıı kanun bunu niçin sevketmiştir? Bu cihet tetkik edilince görülür ki; Demokrat iktidar ve Türk milletinin meşru ve hakikî mümessillerinden mürekkep Büyük Millet Meclisi, lâyikliğe mutabık bir zihniyetle [?], mabedlerin ancak ibadette kullanılmasını istemiştir. Zira mâbed ancak ibadet için inşa ve ibadete tahsis edilmiştir. Şu veya bu sebeple mabedin ciheti tahsisini değiştirmek Demokrasiye ve lâyik anlayışa [?] münafidir. Ve mümkün değildir.<o:p></o:p></p> <p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“Halbuki bir çok mâbedlerimiz sâbık iktidar zamanında ibadetten gayri işlere tahsis edilmiştir. Depo yapılmıştır. Mağaza yapılmıştır. İmalâthane yapılmıştır. Kiraya verilmiştir. Ve nihayet Ayasofya müze yapılmıştır. Ve her ne şekilde olursa olsun bütün bu mâbedlerin ciheti tahsisi değiştirilmiştir. [&hellip;] <o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal" align="left">&nbsp;</p> <p class="MsoNormal" align="left">&nbsp;</p> <p class="MsoNormal" align="left">&nbsp;</p> <p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 12pt; text-indent: 0cm; line-height: 115%;"><b>“Ayasofya Câmii’ne kânûnî hakkını vermek istemiyenler, ancak Bizans Eserlerini İhyâ Derneği’nin zihniyetinde olanlardır”<o:p></o:p></b></p> <p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">&nbsp;“6570 sayılı kanunun birinci maddesile mâbedler hakkında sevkedilen hüküm, münhasıran makable teşmil içindir. İbadetten gayri işlerde kullanılan mâbedleri, eski hallerine, yani ibadethaneye ircâ etmek! Bu hükmü başka şekilde tevil ve tefsire imkân yoktur. Esasen Demokrat Parti, iktidar kaldıkça, her hangi bir mabedin ibadetten başka her hangi bir işte kullanılması mevzuu bahis midir ki, bunun önüne geçmek için kanun çıkarılmış olsun?<o:p></o:p></p> <p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“6570 sayılı kanunun izah ettiğimiz şekilde lâfzile ve ruhile sarih olan hükmünü aksine tevil etmek kanunen mümkün olamıyacağına göre, yükselecek itirazların nereden gelebileceğini de hesaba katmak lâzımdır:<o:p></o:p></p> <p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“Bizans Eserlerini İhya ve Koruma Derneği!<o:p></o:p></p> <p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“Bu dernek ve mensupları, daima hudutlarımız dışında faaliyet sarfede gelmişlerdir. Ve Ayasofyanın Türkün mâbedi olmasının en büyük muhalifidirler.” (Abdurrahman Şeref Lâç, “Yeni Kira Kanunu Hükmüne Göre Ayasofya’nın İbadete Açılması Zarurîdir”, <i>Sebilürreşad</i>, 15 Haziran 1955, VIII/199: 382-383)<o:p></o:p></p> <p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 12pt; line-height: 115%;">Rahmetli Abdurrahman Şeref Lâç’ın bu sağlam hukûkî muhâkemesine rağmen, mezk̃ûr Kirâ Kânûnu Ayasofya’ya tatbîk̆ edilerek, onun tekrâr İsl̃âm Mâbedi olması têmîn edilemedi. Çünki Devletin başında, (Alliance İsraélite’li) fanatik Kemalist Celâl Bayar vardı!<o:p></o:p></p> <p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 12pt; text-indent: 0cm; line-height: 115%;"><b>Türk Milliyetçiler Derneği’nin 18 Nisan 1952’de neşrettiği “Ayasofya” Beyânnâmesi : Ayasofya Dâvâsı artık kitlevî bir hareket ve büyük bir mücâdele mevzûu hâline geliyor<o:p></o:p></b></p> <p class="MsoNormal" align="left">Araştırmalarımıza nazaran, Ayasofya Dâvâsına teşkîl̃âtlı bir topluluk tarafından sâhib çıkılması, böylece Dâvânın kitlevî bir hareket mâhiyeti kazanması ve Müslümanlar ile Fanatik Kemalistler arasında büyük bir mücâdele mevzûu hâl̃ine gelmesi, ilk def’a, Türk Milliyetçiler Derneği (TMD) ile tahakkuk etmiştir. <o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal" align="left">Bu teşkîl̃ât, Ayasofya Dâvâsının târihinde de, -husûsen- Münevver Müslüman Gencliğin İsl̃âm Dâvâsı uğrunda teşkîl̃âtlanma târihinde de bir dönüm noktasını teşkîl ediyor. <o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal" align="left" style="text-indent: 0cm;"><b>Muâsır Târihimizde, Ayasofya Dâvâsı uğrunda mücâdele ile İsl</b><b>̃</b><b>âm Dâvâsı uğrunda mücâdele iç içe bir seyir tâk</b><b>̆</b><b>îb etmiştir<o:p></o:p></b></p> <p class="MsoNormal" align="left">Zâten, azîz Memleketimizin son doksan senelik târihinde, Ayasofya Dâvâsı uğrunda mücâdele ile İsl̃âm Dâvâsı uğrunda mücâdele, biri dîğerinin mütemmim cüz’ü olarak, iç içe bir seyir tâk̆îb etmiş, ak̃si istikâmette, L̃aiklik, yânî Ateizm ve Vicdân Hürriyetini ink̃âr üzerine kurulmuş Kemalist Totaliter Rejimin esâsî remizlerinden biri olan “Ayasofya Bizans Müzesi”ne tarafdârlık ile Müslümanların “İrticâ” olarak yaftalanan Hürriyet ve İnsan Hakları Dâvâsına, Vicdân Hürriyetinin bir l̃âzımesi olarak Kemalist olmama ve -özü ancak çok az tahavvüle uğramış- Totaliter Rejimin tasfiye edilip yerine –mütenevvi unsurlardan mürekkeb bütün Anadolu Milletinin elbirliğiyle- Sahîh Cumhûriyetin inşâ edilmesi talebine aleyhdârlık da hemen hemen aynı mânâya gelmiştir. <o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal" align="left">Binâenaleyh, bu çalışmamızda, Ayasofya Dâvâmızın sahîh târihçesini anlatırken, bir nebze, İsl̃âm Dâvâmızın târihçesini de aydınlatmış olacağız. Üzerinde en fazla duracağımız devre, 1950’li senelerdir. Bu devrede de en fazla al̃âkamızı çeken bahisler, 2 Nisan 1951’de têsîs edilen Türk Milliyetçiler Federasyonu ile bir sene sonra, onun devâmı olarak teşekkül eden Türk Milliyetçiler Derneği, Yalman’ın öncülüğünde başlatılan “İrticâ var! Kemalizm elden gidiyor!" kampanyası, bu kampanyaya malzeme olan&nbsp; –müretteb- heykel-büst kırma vak’aları, netîcede –gûyẫ “İrticâ aleyhdârı kampanya”nın en mühim hedefi olan- 5816 Sayılı (Rejimin İl̃âhını) Koruma Kânûnunun Meclis’e kabûl ettirilmesi, Yalman’a karşı Malatya Sûikasd̃i ve bu ahmakça, kalleşçe sûikasd̃in (ki zâten her sûikasd̃ öyledir) istismârıyle, meşrû talebler ileri süren Müslümanlara ağır bir darbe indirilmesi, bu darbenin bir parçası olarak Türk Milliyetçiler Derneği’nin feshi, bu meyânda, Hasan Fehmi Ustaoğlu Hâdisesi (1937 Aralık ayının son günlerinde, Prof. Dr. Sadri Maksudî Arsal’ın “Mutlak Şef” tarafından mânen linç ettirilmesine –<i>Yeni Söz</i>, 23.4-9.5.2022/72-86’ya mürâcaat- mümâsil bir hâdise)&hellip; <o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>