Ayasofya Câmii'ne "Bizans Müzesi" hakâretinin sahîh târihçesi (81)
-----
2023-01-27 00:00:00
<p><b style="text-indent: 0cm;">Avukat Abdurrahman
Şeref Lâç’ın 15 Haziran 1955 târihli <i>Sebilürreşad</i>’daki
makâlesi: “Ayasofya’nın ibâdete açılması, (kânûnî) bir zarûrettir”</b></p>
<p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 12pt; line-height: 115%;">Bu makâle, <i>Hergün</i> gazetesinden ik̆tibâs edilmiştir.
(<i>Sebilürreşad</i>’ın neşriyâtının büyük
kısmı, bunun gibi, dîğer gazete ve mecmûalardan yapılan ik̆tibâslardır. Bu
mecmûanın bir husûsiyeti de budur…)<o:p></o:p></p>
<p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 12pt; line-height: 115%;">Kosovalı Gâib Süleyman Bey ile
Güllü Hanım’ın oğlu olan Avukat Abdurrahman Şeref Lâç (Prizen, Kosova, 1908 –
İstanbul, 16.9.1982), muâsır târihimizde hoş sadâ bırakmış kıymetli bir Avukat
ve Siyâsetcidir. İstanbul Hukûk Fakültesi’nden mêzûn olduktan sonra maîşetini
Serbest Avukatık ile têmîn etti. Avukatlık mesleği esnâsında, siyâsî
târihimizde iz bırakan müdâfaalar yaptı: 1952’de İslâm Demokrat Partisi’nin ve
Said Nursî’nin müdâfaaları gibi… <o:p></o:p></p>
<p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 12pt; line-height: 115%;">İki münteşir eseri bulunuyor:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" align="left" style="line-height: normal;">- <i>İslâmın Âdil ve Cesur Reisi Halife Ömer</i>,
İstanbul: Ülkü Basımevi, 1949, 20 cm, 400 s. (İkinci baskısı: İstanbul: Fazilet
Neşriyat, 1979, 20 cm, 2 cild);<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" align="left" style="line-height: normal;">- <i>Hz. İbrahim ve Nemrud</i>, İstanbul: Fazilet
Neşriyat, 1979, 19 cm, 264 s.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" align="left" style="line-height: normal;">Her
ikisinin de müteaddid baskıları olan bu kitablara, neşredilmemiş siyâsî-dînî
müdâfaanâmeleri de il̃âve
edilebilir.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" align="left">27 Mayıs 1960 İhtil̃âl̃ini tâk̆îb eden senelerde siyâsî
hayâta atılan Lâç, evvel̃â,
1965-1969 Teşriî Devresinde, Millet Partisi’nden İstanbul Millet Vekîli intihâb
edildi, müteâk̆iben,
bir müddet Müstak̆il
kaldıktan sonra, Adâlet Partisi’ne geçti. 1969-1973 Teşriî Devresinde bu
fırkadan yine İstanbul Millet Vekîli seçildi. Evli ve 2 çocuk babasıydı. (<i>TBMM Albümü, 4. Cilt: , 1960-1983</i>, Ankara: TBMM Yl., Haz. 2010, s.
928) <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" align="left" style="text-indent: 0cm;"><b>Târihî şahsıyetlerin romanlaştırılmasını doğru bulmuyoruz<o:p></o:p></b></p>
<p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 12pt; line-height: 115%;">Abdurrahman Şeref Lâç’ın
yukarıda zikrettiğimiz iki matbû eserinden Hz. Ömer (R.A.) hakkında olanı, bir
ilmî araştırma kitabı değil, romantik anlayışa muvâfık bir tercümeihâl̃
romanıdır. (Müellif, bu romanı, hangi târihî mêhazlara istinâden inşâ ettiğini
dahi tasrîh etmemiştir…)<o:p></o:p></p>
<p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 12pt; line-height: 115%;">Doğrusu, biz, târihî
şahsıyetler hakkında böyle tercümeihâl̃ romanları yazılmasını hoş karşılamıyoruz. Zîrâ,
münhasıran târihî vesîkalara istinâd etmiyen, doğru ile yanlışı, hakîkat ile
efsâneyi birbirine karıştıran ve müellifin şahsî kanâat̃ini ak̃settiren böyle
muhayyel eserler, târihî şahsıyetleri ve onların al̃âkalı oldukları hâdiseleri
tahrîf etmiş oluyorlar; netîce olarak, okur, onlar hakkında, hangisi doğru,
hangisi eğri olduğu tahmîn edilemiyen bilgilere ve bu bilgilerle şekillenen bir
kanâat̃e sâhib oluyor. (Mesel̃â, Müellif -1949: 59/73-, Resûl̃ullâh
Hazretlerinin hemen vefâtını tâk̆îben Hz. Ebû Bekir’in Halîfe intihâbını, bu
esnâda Ebûbekir, Ömer, Ebû Ubeyde, Ali ve sâir Ashâb –Radıyallâhü Anhüm-
arasında cereyân eden muhâvere ve müzâkereleri, onların davranışlarını,
hâletirûhiyelerini sanki orada olup biten her şeyi görmüş, her şeye vâkıfmış
gibi anlatmıştır… Hâl̃buki işbu ilk Halîfenin intihâbı mes’elesini, -herkes
kendince delîller serdederek- İsl̃âm Âlemi on dört asırdır tartışadurmaktadır
…) <o:p></o:p></p>
<p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 12pt; line-height: 115%;">Hâl̃ böyle olunca, târihten
doğru dersler çıkarılamıyor; târih, doğru fikir ve amel için bir ilhâm kaynağı
olamıyor. Kezâ, o şahsıyetler de… <o:p></o:p></p>
<p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 12pt; line-height: 115%;">Hele ki doğrudan Dînin kaynağı
olan Hz. Peygamber ve Hulefâ-i Râşidîn hakkındaki böyle eserler, yalış dînî
bilgi ve inanclar aşılama tehlikesi de arzediyorlar… <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" align="left"><span><img src="https://www.yenisoz.com.tr/uploads//WhatsApp Image 2023-01-26 at 12.03.44.jpeg" alt="WhatsApp Image 2023-01-26 at 12.03.44.jpeg" style="width: 682px;"></span></p>
<p class="MsoNormal" align="left">(<i>Sebilürreşad</i>,
15 Nisan 1952, V/125)<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" align="left" style="text-indent: 0cm;"><i>Sebilürreşad</i>’ın 16 sayfalık işbu nüshasının kapakla berâber
14 sayfası İslâm Demokrat Partisi Dâvâsına ve Lâç’ın bu fırka lehinde
Mahkemedeki Müdâfaanâmesine tahsîs edilmiştir… <i>Sebilürreşad</i>’ın 1 Mart 1952 târihli –yine 16 sayfalık- V/122.
sayısı ise, bütünüyle, Said Nursî’nin İstanbul Birinci Ağır Cezâ
Mahkemesi’ndeki müdâfaasına tahsîs edilmiş olup bunda, Dâvâlının Müdâfaanâmesi
ile berâber –en tafsîl̃âtlısı Abdurrahman
Şeref Lâç’ınki olmak üzere- Avukatlarının Müdâfaanâmeleri de mündericdir… <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" align="left">*** <o:p></o:p></p>