Ayasofya Câmii'ne "Bizans Müzesi" hakâretinin sahîh târihçesi (81)

-----

<p><b style="text-indent: 0cm;">Avukat Abdurrahman Şeref Lâç’ın 15 Haziran 1955 târihli <i>Sebilürreşad</i>’daki makâlesi: “Ayasofya’nın ibâdete açılması, (kânûnî) bir zarûrettir”</b></p> <p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 12pt; line-height: 115%;">Bu makâle, <i>Hergün</i> gazetesinden ik̆tibâs edilmiştir. (<i>Sebilürreşad</i>’ın neşriyâtının büyük kısmı, bunun gibi, dîğer gazete ve mecmûalardan yapılan ik̆tibâslardır. Bu mecmûanın bir husûsiyeti de budur&hellip;)<o:p></o:p></p> <p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 12pt; line-height: 115%;">Kosovalı Gâib Süleyman Bey ile Güllü Hanım’ın oğlu olan Avukat Abdurrahman Şeref Lâç (Prizen, Kosova, 1908 – İstanbul, 16.9.1982), muâsır târihimizde hoş sadâ bırakmış kıymetli bir Avukat ve Siyâsetcidir. İstanbul Hukûk Fakültesi’nden mêzûn olduktan sonra maîşetini Serbest Avukatık ile têmîn etti. Avukatlık mesleği esnâsında, siyâsî târihimizde iz bırakan müdâfaalar yaptı: 1952’de İslâm Demokrat Partisi’nin ve Said Nursî’nin müdâfaaları gibi&hellip; <o:p></o:p></p> <p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 12pt; line-height: 115%;">İki münteşir eseri bulunuyor:<o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal" align="left" style="line-height: normal;">- <i>İslâmın Âdil ve Cesur Reisi Halife Ömer</i>, İstanbul: Ülkü Basımevi, 1949, 20 cm, 400 s. (İkinci baskısı: İstanbul: Fazilet Neşriyat, 1979, 20 cm, 2 cild);<o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal" align="left" style="line-height: normal;">- <i>Hz. İbrahim ve Nemrud</i>, İstanbul: Fazilet Neşriyat, 1979, 19 cm, 264 s.<o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal" align="left" style="line-height: normal;">Her ikisinin de müteaddid baskıları olan bu kitablara, neşredilmemiş siyâsî-dînî müdâfaanâmeleri de il̃âve edilebilir.<o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal" align="left">27 Mayıs 1960 İhtil̃âl̃ini tâk̆îb eden senelerde siyâsî hayâta atılan Lâç, evvel̃â, 1965-1969 Teşriî Devresinde, Millet Partisi’nden İstanbul Millet Vekîli intihâb edildi, müteâk̆iben, bir müddet Müstak̆il kaldıktan sonra, Adâlet Partisi’ne geçti. 1969-1973 Teşriî Devresinde bu fırkadan yine İstanbul Millet Vekîli seçildi. Evli ve 2 çocuk babasıydı. (<i>TBMM Albümü, 4. Cilt: , 1960-1983</i>, Ankara: TBMM Yl., Haz. 2010, s. 928) <o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal" align="left" style="text-indent: 0cm;"><b>Târihî şahsıyetlerin romanlaştırılmasını doğru bulmuyoruz<o:p></o:p></b></p> <p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 12pt; line-height: 115%;">Abdurrahman Şeref Lâç’ın yukarıda zikrettiğimiz iki matbû eserinden Hz. Ömer (R.A.) hakkında olanı, bir ilmî araştırma kitabı değil, romantik anlayışa muvâfık bir tercümeihâl̃ romanıdır. (Müellif, bu romanı, hangi târihî mêhazlara istinâden inşâ ettiğini dahi tasrîh etmemiştir&hellip;)<o:p></o:p></p> <p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 12pt; line-height: 115%;">Doğrusu, biz, târihî şahsıyetler hakkında böyle tercümeihâl̃ romanları&nbsp; yazılmasını hoş karşılamıyoruz. Zîrâ, münhasıran târihî vesîkalara istinâd etmiyen, doğru ile yanlışı, hakîkat ile efsâneyi birbirine karıştıran ve müellifin şahsî kanâat̃ini ak̃settiren böyle muhayyel eserler, târihî şahsıyetleri ve onların al̃âkalı oldukları hâdiseleri tahrîf etmiş oluyorlar; netîce olarak, okur, onlar hakkında, hangisi doğru, hangisi eğri olduğu tahmîn edilemiyen bilgilere ve bu bilgilerle şekillenen bir kanâat̃e sâhib oluyor. (Mesel̃â, Müellif -1949: 59/73-, Resûl̃ullâh Hazretlerinin hemen vefâtını tâk̆îben Hz. Ebû Bekir’in Halîfe intihâbını, bu esnâda Ebûbekir, Ömer, Ebû Ubeyde, Ali ve sâir Ashâb –Radıyallâhü Anhüm- arasında cereyân eden muhâvere ve müzâkereleri, onların davranışlarını, hâletirûhiyelerini sanki orada olup biten her şeyi görmüş, her şeye vâkıfmış gibi anlatmıştır&hellip; Hâl̃buki işbu ilk Halîfenin intihâbı mes’elesini, -herkes kendince delîller serdederek- İsl̃âm Âlemi on dört asırdır tartışadurmaktadır &hellip;) <o:p></o:p></p> <p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 12pt; line-height: 115%;">Hâl̃ böyle olunca, târihten doğru dersler çıkarılamıyor; târih, doğru fikir ve amel için bir ilhâm kaynağı olamıyor. Kezâ, o şahsıyetler de&hellip; <o:p></o:p></p> <p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 12pt; line-height: 115%;">Hele ki doğrudan Dînin kaynağı olan Hz. Peygamber ve Hulefâ-i Râşidîn hakkındaki böyle eserler, yalış dînî bilgi ve inanclar aşılama tehlikesi de arzediyorlar&hellip; <o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal" align="left"><span><img src="https://www.yenisoz.com.tr/uploads//WhatsApp Image 2023-01-26 at 12.03.44.jpeg" alt="WhatsApp Image 2023-01-26 at 12.03.44.jpeg" style="width: 682px;"></span></p> <p class="MsoNormal" align="left">(<i>Sebilürreşad</i>, 15 Nisan 1952, V/125)<o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal" align="left" style="text-indent: 0cm;"><i>Sebilürreşad</i>’ın 16 sayfalık işbu nüshasının kapakla berâber 14 sayfası İslâm Demokrat Partisi Dâvâsına ve Lâç’ın bu fırka lehinde Mahkemedeki Müdâfaanâmesine tahsîs edilmiştir&hellip; <i>Sebilürreşad</i>’ın 1 Mart 1952 târihli –yine 16 sayfalık- V/122. sayısı ise, bütünüyle, Said Nursî’nin İstanbul Birinci Ağır Cezâ Mahkemesi’ndeki müdâfaasına tahsîs edilmiş olup bunda, Dâvâlının Müdâfaanâmesi ile berâber –en tafsîl̃âtlısı Abdurrahman Şeref Lâç’ınki olmak üzere- Avukatlarının Müdâfaanâmeleri de mündericdir&hellip; <o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal" align="left">***&nbsp; &nbsp;<o:p></o:p></p>