Ayasofya Câmii'ne "Bizans Müzesi" hakâretinin sahîh târihçesi (74)

-----

<p>Onun dâimâ hayırla yâdedilmesine vesîle olacak bir başka büyük hizmeti, rahmetli Kâzım Karabekir’in –Kemalist resmî târih öğretimini yalanlıyan- <i style="color: windowtext;">Türkün Ulu Tarihine Büyük Hörmetlerimle: İstiklâl Harbimizin Esasları; Yanlış Bilgi Felâket Kaynağıdır</i> isimli kitabını neşretmiş olmasıdır. Bu kitabın ilk baskısını 1933’te yapan Sinan Omur, kitabın&nbsp; ikinci baskısında (İstanbul: Sinan Matbaası, 1951, 192 s.), ilk baskının, Mustafa Kemâl̃’in bir nevi fedâîleri olan (“Mûtâd Zevât”tan) Kılıç Ali ve Recep Zühtü Soyak tarafından nasıl müsâdere edilip yakılmak sûretiyle imhâ edildiğini de anlatıyor.</p> <p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 10pt; text-indent: 0cm; line-height: 115%;"><b>“Büyük Şef”, Kâzım Karabekir’in Sinan Omur tarafından basılmakta olan kitabını nasıl imhâ ettirdi?<o:p></o:p></b></p> <p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 10pt; line-height: 115%;">Bir zamanların Sovyet Rusya’sının “Halk Demokrasisi” veyâ günümüzün Maocu Komünist Çin’inin “Halk Cumhûriyeti” veyâhud&nbsp; Molla İstibdâdı altındaki Îrân’ın “İsl̃âm Cumhûriyeti” aldatmacaları gibi , Münâfıkça kendisine “Cumhûriyet” ismini yakıştırmış olan Kemalist Totaliter Rejimin ve onun gerisinde, bilâpervâ, Millî Bekâmızın remzi olan Ayasofya Câmii’ni “Bizans Müzesi”ne tahvîl ederek kendi L̃aik Rejiminin başlıca bir remzi hâl̃ine getiren (İnsan Hakları Ahl̃âk ve Hukûkunu tanımaz) Totaliter Zihniyetin ne menem bir şey olduğunu anlamak îtibâriyle gâyet câlib-i dikkat̃ bir misâl̃ olduğu için, Sinan Omur’un, Kâzım Karabekir’in kitabının sonuna (ss. 190-192) dercetmiş olduğu “Bu kitabı nasıl neşrettim ve nasıl imha edildi” başlıklı iki sayfa tutan îzâhatını, biz de, burada ibret nazarlarına arzediyoruz:<o:p></o:p></p> <p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 10pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“932 senesinde Feridun Fahri ‘Kandemir’&nbsp; tarafından yazılan ve Neşriyat Evimiz tarafından neşredilen ‘Zindan hâtıraları’ isimli tarihî bir eser dolayısiyle merhum Kâzım Karabekir paşa hazretlerini tanımıştım. Taliliğin [Tâlihliliğin] verdiği gayretle, bu fırsatı hiç kaçırmadım. Paşa hazretlerinden, İstiklâl Harbine ait tarihî hâtıralarının mühim olanlarından bazılarının neşredilmek [bâzılarını neşretmek] üzere lûtfetmelerini rica ettim; paşa bu ricamı memnuniyetle kabul ederek: ‘- Basabilir misiniz’ deyince: ‘- Tarihî bakımından aydınlanmasına pek büyük ihtiyaç olan ve bilhassa tarafıâlînizden bu hususların açıklanması da çok ehemmiyetli ve kıymetli bulunacağına göre böyle bir eseri basıp Türk milletine sunmağı en büyük şeref ve vazife bilirim ve bu hususta her türlü fedakârlığa hazır olduğumu arz ettim. [Cümlenin düzgün şekli: “İstik̆l̃âl̃ Harbimizin târihî bakımdan aydınlatılmasına ihtiyâc olan bâzı husûslarının bilhassa taraf-ı âlînizden açıklanması çok ehemmiyetli ve kıymetli bulunacağına göre, böyle bir eseri basıp Türk milletine sunmağı en büyük şeref ve vazîfe bilirim, dedim ve bu husûsta her türlü fedâk̃ârlığa hazır olduğumu arzettim.”]<o:p></o:p></p> <p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 10pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“Paşa Hazretleri, bu samimî mukaveleden [mükâlemeden] son derece mütehassis olarak ‘İstiklâl Harbimizin Esasları’ ismi altında ve tamamiyle vesikalardan mürekkep mühim bir eser hazırlıyarak lûtfedecekleri vaadini verdiler.<o:p></o:p></p> <p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 10pt; line-height: 115%;"><b>(İfşââtından korkulan) “Karabekir Paşa, tarassud altındaydı”<o:p></o:p></b></p> <p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 10pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“Kısa bir müddet sonra, himmet ettikleri bu eseri ben de geceli gündüzlü çalışarak tabetmeğe başladım. Tam onuncu formayı bastığım bir zamanda, Milliyet gazetesinde, Paşa Hazretlerinin neşrettiği İstiklâl harbine ait vesikalardan bazılarının haricî siyasetimize dokunduğundan neşredemiyeceklerini okuyunca, vesikanın hangi vesika olduğunu öğrenmek istedim. Paşa Hazretlerinden öğrenmek mümkün olamayınca, [ki] ‘Paşa tarassut altında bulunduğundan ben temas edemiyordum; vasıta ile muhabere ediyorduk’, o zaman Milliyet gazetesinde çalışan Nizamettin Nazif beyefendi üstadımıza bu vesikanın neye dair olduğunu öğrenivermesini rica etmiştim. Muhterem dostumun bunu anlamak üzere yaptığı soruşturmasiyle, gazetenin sahibi ve Siirt mebusu merhum [?] Mahmud beyefendinin Ankaraya gitmesi bir oldu ve bu suretle de öğrenmek mümkün olmadı.<o:p></o:p></p> <p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 10pt; text-indent: 0cm; line-height: 115%;"><b>Totaliter Rejim, yalanlarının çürütülmesine tahammül edemiyor<o:p></o:p></b></p> <p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 10pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“Vesikaları daha iyi gözden geçirerek basmıya devam ettim. Kitap on beş formada hitam bulup da fihrist, hata-savab cetvelini tabederek piyasaya çıkaracağım 933 senesi Nisan ayının&nbsp; sekizinci günü İkdam gazetesi İdare Müdürü Ali Gümüş bey bana gelerek:<o:p></o:p></p> <p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 10pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">‘- Sen bir kitap basıyormuşsun; bunun hakkında seninle bir zat görüşmek istiyor’ dedi. Ben de:<o:p></o:p></p> <p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 10pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">‘- Gizli kapaklı bir şey yapmıyorum; kim isterse görüşebilirim’ diye cevap verdim.<o:p></o:p></p> <p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 10pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“Bu konuşmadan bir gün sonra, akşam üzeri, pardösümü arkama alarak traş olmak üzere karşıki berbere giderken Ali Gümüş beyle karşılaştım. Beni, görüşmek isteyen zata götürmek istediğini söyledi. Yanında heybetli iri yarı bir de zat vardı. Hemen oracıkta duran üstü tenteneli bir otomobile beni bindirerek Beyoğlu tarafına doğru yol almağa başladık. İstiklâl caddesine gelince traş olmama müsaadelerini rica ederek caddedeki bir berberde traş olabildim. Fransız hastahanesinin karşısında, Pangaltı caddesinde, şimdiki numarası 161 olan, Afyon Milletvekili merhum Ali beyin evine geldik. <o:p></o:p></p> <p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 10pt; text-indent: 0cm; line-height: 115%;"><b>“Mâdem ki sizce bu kitabın çıkması mahzûrlu görülüyor, şu hâl̃de benim ne haddime kalmıştır ki çıkarabileyim!”<o:p></o:p></b></p> <p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 10pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“Burada Kılıç Ali beyle karşılaşınca, görüşmek isteyenin bu zat olduğunu anladım. Hal hatır sorduktan sonra söz basmakta olduğum bu kitaba intikal etti. Çok centilmen bir tavırla ve olgun bir eda ile konuşmaya başlıyan bu zatı, ne yalan söyliyeyim, bu şekilde konuşabilen ve bu suretle nâzik ve nârin davranacağını hiç aklımdan geçirmezdim. [Metinde, böyle bozuk cümleler var&hellip;] Ümidimin fevkınde çıkan Kılıç Ali bey, başlangıç tekerlemelerini yaptıktan sonra bu kitabın bugün için memlekete zarar vereceğini ve daha henüz neşretmek zamanı gelmediğini uzun uzadıya tahlil ettikten sonra fikrimi sordu. Ben de:<o:p></o:p></p> <p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 10pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">‘- Madem ki sizce bu kitabın çıkması mahzurlu görülüyor, şu halde benim ne haddime kalmıştır ki çıkarabileyim; ne isterseniz onu yapabilirsiniz’ dedim.<o:p></o:p></p> <p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 10pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">‘- Pekâlâ öyle ise, basılan ne kadar forma varsa bize hepsini teslim eder misin’ deyince:<o:p></o:p></p> <p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 10pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">‘- Efendim; benim ne kuvvetim kudretim vardır ki sizlere bu kitabı teslim etmem diyebileyim, ne isterseniz onu yapabilirsiniz’ diyerek yanlarından ayrıldım ve beni getiren zevatla beraber matbaama döndüm. <o:p></o:p></p> <p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 10pt; text-indent: 0cm; line-height: 115%;"><b>Tetikciler, Karabekir’in –İstik̆l̃âl̃ Harbine dâir resmî yalanları cerheden- kitabının bütün formalarını yaktılar<o:p></o:p></b></p> <p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 10pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“Biraz sonra Recep Zühtü [Soyak] beyle Halk Partisinin Baş Kâtibi Kâzım bey ve daha birkaç zevat matbaaya geldiler, basılan formaları İtfaiyeden gelen [resmî] kamyona koyarak alıp gittiler.<o:p></o:p></p> <p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 10pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“Oradaki konuşmalardan öğrendim ki hamam külhanlarında yaktırmak mümkün olmayınca, Topkapı haricine getirip oralardaki hâlî çukurluklarda yakacaklardır. Nitekim de öyle yapmışlardır.<o:p></o:p></p> <p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 10pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“Muhterem okuyucularım; bu hâdisenin tam tafsilâtı böyle birkaç sahifeye sığmaz. Bu vak’anın çok enteresan tarafları vardır. İnşaallah onu da sizlere bir gün 64 sahifelik bir eser halinde ayrıca takdim edeceğimi vaad ediyorum. [Bildiğimiz kadarıyle, Sinan Omur, böyle bir kitab neşretmedi&hellip;]” (Sinan Omur, “Bu kitabı nasıl neşrettim ve nasıl imha edildi”; Kâzım Karabekir, <i>İstiklâl Harbimizin Esasları</i>, İstanbul: Sinan Matbaası Neşriyat Evi, 1951 içinde, ss. 190-192. Bu kitabın TİMAŞ Ye. tarafından 1991’de yapılan yeni baskısının son kısmında bir hayli il̃âveler –ss. 231/343- vardır; maâlesef metinlerin dili kısmen bozulmuş, pek çok kelimenin yerine Uydurmacaları ikâme edilmek sûretiyle kitabda tahrîfât yapılmıştır; bunun yerine, metin aynen muhâfaza edilip, hiç olmazsa, değiştirilmek istenen kelimelerin yanına, köşeli mûteriza içinde Uydurmacaları konulabilirdi&hellip;) <o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>