Ayasofya Câmii'ne "Bizans Müzesi" hakâretinin sahîh târihçesi (74)
-----
2023-01-20 00:00:00
<p>Onun dâimâ hayırla
yâdedilmesine vesîle olacak bir başka büyük hizmeti, rahmetli Kâzım
Karabekir’in –Kemalist resmî târih öğretimini yalanlıyan- <i style="color: windowtext;">Türkün Ulu Tarihine Büyük Hörmetlerimle: İstiklâl Harbimizin Esasları;
Yanlış Bilgi Felâket Kaynağıdır</i> isimli kitabını neşretmiş olmasıdır. Bu
kitabın ilk baskısını 1933’te yapan Sinan Omur, kitabın ikinci baskısında (İstanbul: Sinan Matbaası,
1951, 192 s.), ilk baskının, Mustafa Kemâl̃’in bir nevi fedâîleri olan (“Mûtâd
Zevât”tan) Kılıç Ali ve Recep Zühtü Soyak tarafından nasıl müsâdere edilip
yakılmak sûretiyle imhâ edildiğini de anlatıyor.</p>
<p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 10pt; text-indent: 0cm; line-height: 115%;"><b>“Büyük Şef”, Kâzım
Karabekir’in Sinan Omur tarafından basılmakta olan kitabını nasıl imhâ ettirdi?<o:p></o:p></b></p>
<p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 10pt; line-height: 115%;">Bir zamanların Sovyet
Rusya’sının “Halk Demokrasisi” veyâ günümüzün Maocu Komünist Çin’inin “Halk
Cumhûriyeti” veyâhud Molla İstibdâdı
altındaki Îrân’ın “İsl̃âm Cumhûriyeti” aldatmacaları gibi , Münâfıkça kendisine
“Cumhûriyet” ismini yakıştırmış olan Kemalist Totaliter Rejimin ve onun
gerisinde, bilâpervâ, Millî Bekâmızın remzi olan Ayasofya Câmii’ni “Bizans
Müzesi”ne tahvîl ederek kendi L̃aik Rejiminin başlıca bir remzi hâl̃ine getiren
(İnsan Hakları Ahl̃âk ve Hukûkunu tanımaz) Totaliter Zihniyetin ne menem bir
şey olduğunu anlamak îtibâriyle gâyet câlib-i dikkat̃ bir misâl̃ olduğu için,
Sinan Omur’un, Kâzım Karabekir’in kitabının sonuna (ss. 190-192) dercetmiş
olduğu “Bu kitabı nasıl neşrettim ve nasıl imha edildi” başlıklı iki sayfa
tutan îzâhatını, biz de, burada ibret nazarlarına arzediyoruz:<o:p></o:p></p>
<p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 10pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“932 senesinde Feridun Fahri ‘Kandemir’ tarafından yazılan ve Neşriyat Evimiz
tarafından neşredilen ‘Zindan hâtıraları’ isimli tarihî bir eser dolayısiyle
merhum Kâzım Karabekir paşa hazretlerini tanımıştım. Taliliğin [Tâlihliliğin]
verdiği gayretle, bu fırsatı hiç kaçırmadım. Paşa hazretlerinden, İstiklâl
Harbine ait tarihî hâtıralarının mühim olanlarından bazılarının neşredilmek
[bâzılarını neşretmek] üzere lûtfetmelerini rica ettim; paşa bu ricamı
memnuniyetle kabul ederek: ‘- Basabilir misiniz’ deyince: ‘- Tarihî bakımından
aydınlanmasına pek büyük ihtiyaç olan ve bilhassa tarafıâlînizden bu hususların
açıklanması da çok ehemmiyetli ve kıymetli bulunacağına göre böyle bir eseri
basıp Türk milletine sunmağı en büyük şeref ve vazife bilirim ve bu hususta her
türlü fedakârlığa hazır olduğumu arz ettim. [Cümlenin düzgün şekli:
“İstik̆l̃âl̃ Harbimizin târihî bakımdan aydınlatılmasına ihtiyâc olan bâzı
husûslarının bilhassa taraf-ı âlînizden açıklanması çok ehemmiyetli ve kıymetli
bulunacağına göre, böyle bir eseri basıp Türk milletine sunmağı en büyük şeref
ve vazîfe bilirim, dedim ve bu husûsta her türlü fedâk̃ârlığa hazır olduğumu
arzettim.”]<o:p></o:p></p>
<p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 10pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“Paşa Hazretleri, bu samimî mukaveleden [mükâlemeden]
son derece mütehassis olarak ‘İstiklâl Harbimizin Esasları’ ismi altında ve
tamamiyle vesikalardan mürekkep mühim bir eser hazırlıyarak lûtfedecekleri
vaadini verdiler.<o:p></o:p></p>
<p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 10pt; line-height: 115%;"><b>(İfşââtından
korkulan) “Karabekir Paşa, tarassud altındaydı”<o:p></o:p></b></p>
<p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 10pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“Kısa bir müddet sonra, himmet ettikleri bu eseri ben
de geceli gündüzlü çalışarak tabetmeğe başladım. Tam onuncu formayı bastığım
bir zamanda, Milliyet gazetesinde, Paşa Hazretlerinin neşrettiği İstiklâl
harbine ait vesikalardan bazılarının haricî siyasetimize dokunduğundan
neşredemiyeceklerini okuyunca, vesikanın hangi vesika olduğunu öğrenmek
istedim. Paşa Hazretlerinden öğrenmek mümkün olamayınca, [ki] ‘Paşa tarassut
altında bulunduğundan ben temas edemiyordum; vasıta ile muhabere ediyorduk’, o
zaman Milliyet gazetesinde çalışan Nizamettin Nazif beyefendi üstadımıza bu
vesikanın neye dair olduğunu öğrenivermesini rica etmiştim. Muhterem dostumun
bunu anlamak üzere yaptığı soruşturmasiyle, gazetenin sahibi ve Siirt mebusu
merhum [?] Mahmud beyefendinin Ankaraya gitmesi bir oldu ve bu suretle de
öğrenmek mümkün olmadı.<o:p></o:p></p>
<p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 10pt; text-indent: 0cm; line-height: 115%;"><b>Totaliter Rejim,
yalanlarının çürütülmesine tahammül edemiyor<o:p></o:p></b></p>
<p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 10pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“Vesikaları daha iyi gözden geçirerek basmıya devam
ettim. Kitap on beş formada hitam bulup da fihrist, hata-savab cetvelini
tabederek piyasaya çıkaracağım 933 senesi Nisan ayının sekizinci günü İkdam gazetesi İdare Müdürü
Ali Gümüş bey bana gelerek:<o:p></o:p></p>
<p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 10pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">‘- Sen bir kitap basıyormuşsun; bunun hakkında seninle
bir zat görüşmek istiyor’ dedi. Ben de:<o:p></o:p></p>
<p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 10pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">‘- Gizli kapaklı bir şey yapmıyorum; kim isterse
görüşebilirim’ diye cevap verdim.<o:p></o:p></p>
<p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 10pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“Bu konuşmadan bir gün sonra, akşam üzeri, pardösümü
arkama alarak traş olmak üzere karşıki berbere giderken Ali Gümüş beyle
karşılaştım. Beni, görüşmek isteyen zata götürmek istediğini söyledi. Yanında
heybetli iri yarı bir de zat vardı. Hemen oracıkta duran üstü tenteneli bir
otomobile beni bindirerek Beyoğlu tarafına doğru yol almağa başladık. İstiklâl
caddesine gelince traş olmama müsaadelerini rica ederek caddedeki bir berberde
traş olabildim. Fransız hastahanesinin karşısında, Pangaltı caddesinde, şimdiki
numarası 161 olan, Afyon Milletvekili merhum Ali beyin evine geldik. <o:p></o:p></p>
<p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 10pt; text-indent: 0cm; line-height: 115%;"><b>“Mâdem ki sizce bu
kitabın çıkması mahzûrlu görülüyor, şu hâl̃de benim ne haddime kalmıştır ki
çıkarabileyim!”<o:p></o:p></b></p>
<p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 10pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“Burada Kılıç Ali beyle karşılaşınca, görüşmek
isteyenin bu zat olduğunu anladım. Hal hatır sorduktan sonra söz basmakta
olduğum bu kitaba intikal etti. Çok centilmen bir tavırla ve olgun bir eda ile
konuşmaya başlıyan bu zatı, ne yalan söyliyeyim, bu şekilde konuşabilen ve bu
suretle nâzik ve nârin davranacağını hiç aklımdan geçirmezdim. [Metinde, böyle
bozuk cümleler var…] Ümidimin fevkınde çıkan Kılıç Ali bey, başlangıç
tekerlemelerini yaptıktan sonra bu kitabın bugün için memlekete zarar
vereceğini ve daha henüz neşretmek zamanı gelmediğini uzun uzadıya tahlil
ettikten sonra fikrimi sordu. Ben de:<o:p></o:p></p>
<p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 10pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">‘- Madem ki sizce bu kitabın çıkması mahzurlu
görülüyor, şu halde benim ne haddime kalmıştır ki çıkarabileyim; ne isterseniz
onu yapabilirsiniz’ dedim.<o:p></o:p></p>
<p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 10pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">‘- Pekâlâ öyle ise, basılan ne kadar forma varsa bize
hepsini teslim eder misin’ deyince:<o:p></o:p></p>
<p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 10pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">‘- Efendim; benim ne kuvvetim kudretim vardır ki
sizlere bu kitabı teslim etmem diyebileyim, ne isterseniz onu yapabilirsiniz’
diyerek yanlarından ayrıldım ve beni getiren zevatla beraber matbaama döndüm. <o:p></o:p></p>
<p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 10pt; text-indent: 0cm; line-height: 115%;"><b>Tetikciler,
Karabekir’in –İstik̆l̃âl̃ Harbine dâir resmî yalanları cerheden- kitabının
bütün formalarını yaktılar<o:p></o:p></b></p>
<p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 10pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“Biraz sonra Recep Zühtü [Soyak] beyle Halk Partisinin
Baş Kâtibi Kâzım bey ve daha birkaç zevat matbaaya geldiler, basılan formaları
İtfaiyeden gelen [resmî] kamyona koyarak alıp gittiler.<o:p></o:p></p>
<p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 10pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“Oradaki konuşmalardan öğrendim ki hamam külhanlarında
yaktırmak mümkün olmayınca, Topkapı haricine getirip oralardaki hâlî
çukurluklarda yakacaklardır. Nitekim de öyle yapmışlardır.<o:p></o:p></p>
<p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 10pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“Muhterem okuyucularım; bu hâdisenin tam tafsilâtı
böyle birkaç sahifeye sığmaz. Bu vak’anın çok enteresan tarafları vardır.
İnşaallah onu da sizlere bir gün 64 sahifelik bir eser halinde ayrıca takdim
edeceğimi vaad ediyorum. [Bildiğimiz kadarıyle, Sinan Omur, böyle bir kitab
neşretmedi…]” (Sinan Omur, “Bu kitabı nasıl neşrettim ve nasıl imha edildi”;
Kâzım Karabekir, <i>İstiklâl Harbimizin
Esasları</i>, İstanbul: Sinan Matbaası Neşriyat Evi, 1951 içinde, ss. 190-192.
Bu kitabın TİMAŞ Ye. tarafından 1991’de yapılan yeni baskısının son kısmında
bir hayli il̃âveler –ss. 231/343- vardır; maâlesef metinlerin dili kısmen
bozulmuş, pek çok kelimenin yerine Uydurmacaları ikâme edilmek sûretiyle
kitabda tahrîfât yapılmıştır; bunun yerine, metin aynen muhâfaza edilip, hiç olmazsa,
değiştirilmek istenen kelimelerin yanına, köşeli mûteriza içinde Uydurmacaları
konulabilirdi…) <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>