Ayasofya Câmii'ne "Bizans Müzesi" hakâretinin sahîh târihçesi (70)
-----
2023-01-16 00:00:00
<p> </p>
<p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“Bu maddede [Maârif Vek̃âleti neşri <i>İsl̃âm Ansikl̃opedisi</i>’ndeki “Ayasofya”
maddesinde] şayan-ı dikkat olan diğer noktalar da vardır: Süshaym cenabları
Ayasofyanın hep kilise i’tibarile ihtişamından, emsalsiz şaheser olduğundan,
Türk mimarî san’atına örnek olduğundan, putlarından, vaftizhanelerinden,
papaslarından, günah çıkarılan yerlerinden, elhasıl büyük bir kilise olmak
noktasından köşesindeki, bucağındaki güzelliklerinden taşıra taşıra bahsettiği
halde Fatih’den sonra cami olduğu zamana gelince bütün tenkidlerini buraya
toplamıştır. Süshaym cenabları her nedense burada hiddetlidir, şiddetlidir,
Türk çocuklarına ‘genç softalar’ diyecek kadar mütecavizdir (sahife 52). <o:p></o:p></p>
<p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">‘Müslümanlardan hiç kimse Ayasofyanın Bizans
devrindeki içini tasvir etmemiştir’ (sahife 49) diye âdeta itab etmektedir.
‘Tasvirlerin İslâm dininde yasak olmasından dolayı, dahilde Türkler tarafından
mühim ta’dilât yapılmıştır. Evvelce duvar ve tonozlar üzerine, Rumların mahir
elleriyle, ebediyete kadar dayanacak zannederek koydukları mozayiklar badana
ile örtüldü. Papaslar ile halkı ayıran parmaklıklı bölme kaldırıldı. Şark
kısmı, ya’ni Bema’daki bütün o zengin tezyinat söküldü.’ (sahife 49, 50) diyor.
<o:p></o:p></p>
<p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“Bütün bu ta’dilâtı, daha doğrusu tahribatı yapan,
Türkler!<o:p></o:p></p>
<p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“Türklerin yaptıkları şeyler yalnız bunlardan ibaret
değil. Daha neler, neler yapmışlar, bakınız:<o:p></o:p></p>
<p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">‘Fatihden i’tibaren Türkler, Bizans hâkimiyetinin son
zamanlarında Ayasofyanın menşe’ ve meziyetleri hakkında deveran eden sayısız
efsaneleri islâmîleştirerek, kendilerine mal etmişlerdir.’ (Sahife 51).<o:p></o:p></p>
<p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“Bu da tamamile iftiradır. Müslümanlık efsaneleri
şiddetle reddeder. Türkler hiç bir efsaneyi Müslümanlaştırmamışlardır. Bir
takım avam sözlerile Müslümanlığın ne alâkası vardır? Bizans papaslarının hangi
efsanesini Müslümanlık kabul ve tasdik etmiştir?<o:p></o:p></p>
<p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 12pt; text-indent: 0cm; line-height: 115%;"><b>“Türk çocukları, (<i>Maârif Vek̃âleti İsl̃âm Ansikl̃opedisi</i>’nin)
‘Ayasofya’ maddesinde, yalnız Kilise devrine âid tezyînât ve ihtişâmı mı
okuyacaklar?<o:p></o:p></b></p>
<p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;"> “Bu kadar
asırlar zarfında Türklerin yaptıkları hiç bir iyi şey yok mu idi ki Süshaym
Cenabları onu tedkik edip söylemek lûtfunda bulunmadılar? <o:p></o:p></p>
<p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“Yabancılar tarafından yazılanları terceme, ta’dil ve
ikmal ile mükellef olan redaksiyon hey’eti bu yanlışları, bu hurafeleri, bu
isnadları niçin tashih ve ta’dil etmedi?<o:p></o:p></p>
<p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“Türk çocukları Ayasofya maddesinde yalnız kilise
devrine aid tezyinat ve ihtişamı mı okuyacaklar?<o:p></o:p></p>
<p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“Türk devrinde geçirdiği istihalelerden, orada tesis
ettikleri kütübhane gibi irfan müesseselerinden niçin hiç bahs olunmamıştır? <o:p></o:p></p>
<p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 12pt; text-indent: 0cm; line-height: 115%;"><b>Prof. Süssheim’ın
Ayasofya hakkındaki noktainazarı, aynı zamânda, Memleketimizde hüküm sürmekde
olan Kemalist Totaliter Rejimin de noktainazarı idi<o:p></o:p></b></p>
<p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“Profesör Süshaym, Sami Beyin tenkidi intişar ettikten
birkaç gün sonra (9 Mart 1943) Cümhuriyet gazetesine gönderdiği bir mektubda
‘İslâm Ansiklopedisinin 11 inci fasikülünde çıkan Ayasofya hakkındaki makalenin
tamamının kendisine aid olmadığını, kendisinin buna benzer bir makaleyi 1908
senesinde yazdığını, o yazısının birçok ilâveler ve ta’diller yapılmak suretile
İslâm Ansiklopedisine kendi imzasile nakledilmiş olduğunu ve bu makalede tenkid
edilen fikirlerin kendi kaleminden çıkmadığını’ beyan etmektedir.<o:p></o:p></p>
<p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“Peki ama, neden 11 inci fasikül intişar ettiği zaman
bu tekzibnameyi neşretmedi de birkaç ay sonra Ali Sami Beyin tenkidi
Cümhuriyette çıkınca buna lüzum gördü? Demek, böyle bir tenkid neşrolunmasaydı
bu ta’dil ve ilâveler hakkında hiç bir şey söylemiyecekti, bunları pek güzel
kabullenmiş olacaktı. Ali Sami Beyin tenkidlerinden başka, Türk çocuklarını
‘genç softalar’ diye tahrikler, Türklerin Bizans tezyinatını bozduklarına dair
itablar, hurafelerin İslâmîleştirilmesine dair isnadlar da mı kendi kaleminden
çıkmamıştır? Makale baştan aşağı aynı ruhdadır. Bunların hiç biri bir
profesörün kalemine yakışmaz. Eğer Süshaym cenabları kendine güveniyorsa bu
hususdaki makalesini aynen kaleminden çıktığı gibi neşretmesi lâzımgelir.<o:p></o:p></p>
<p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“Bu pek ağır olan tekzibnameye karşı redaksiyon
hey’etinin hiç bir cevabını göremedik. Eğer hakikaten böyle yaptılarsa
kendilerini çok müşkül vaziyete düşürmüşlerdir. Başkasının makalesi arasına ona
göstermeksizin ve onun müsaadesini almaksızın kendi fikirlerini sokmak
profesörlerden mürekkeb bir ilim meclisi için yakışık alan şeylerden değildir.
Bahusus böyle yanlış, müdafaası mümkün olmıyan, yabancılar tarafından bile
reddolunan hakikate aykırı fikirler olursa bu hususta artık söylenecek söz
kalmaz. Esasından bozuk olan bir şeyin hep böyle bozuk gideceği tabiîdir.
İhtisası olmadıkları mevzu’ları üzerlerine alanların, bilerek, bilmiyerek
zararlı işler görenlerin böyle Süshaym’ların bile ağır tekzibleri karşısında
sâmit ve ebkem kalmağa katlanmaları zarurîdir. Ne yazık ki bu işler bir fakülte
dairesinde, bir profesörler meclisinde vukua geliyor.” (Eşref Edip, “Türk
Mimarisi Bizanstan mı Örnek Almıştır? İslâm Ansiklopedisinin Ayasofya
Maddesindeki Hataları ve Tahrifleri”, <i>İslâm-Türk
Ansiklopedisi Muhitülmaarif Mecmuası</i>, 1.4.1943, I/47: 3-4) <o:p></o:p></p>
<p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 10pt; text-indent: 0cm; line-height: 115%;"><b>Ayasofya’ya câmi
hüviyetinin iâde edilmesini istiyen ilk makâle de <i>Sebilürreşad</i>’da intişâr etti<o:p></o:p></b></p>
<p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 10pt; line-height: 115%;">İlk def’a; -onlarca senedir
Ezân ve Kur’ân seslerinden, sînelerden yükselen yakarışlardan mahrûm kaldığı
için- rûhâniyetini kaybeden, âdetâ mânâsız bir “eşyâ anbarına” dönen
Ayasofya’nın bu zulümden kurtarılmasını, Mü’minler tarafından tekrâr
şenlendirilmesini, emânetine hıyânetin bertaraf edilerek Fâtih Mehmed Han’ın
rûhunun şâd edilmesini taleb eden bir makâle neşretmek, Emekli Miralay
(“Albay”) Şükrü Gökmenoğlu’na müyesser oldu. Elbette, o, bu şerefte, makâlesini
mecmûasına derceden Eşref Edib’le ortaktır. (Allâh ikisine de ganî ganî rahmet
etsin!) <o:p></o:p></p>
<p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 10pt; line-height: 115%;">Büyük Fethin beş yüzüncü
seneidevriyesini tes’îd için hazırlıklar yapıldığı bir zamânda Ayasofya’nın
mazl̃ûm hâline içi yanarak “Ayasofya Eşyâ Anbarı mı Kalacak? İstanbul Fethinin
Beşyüzüncü Yıldönümü İçin Hazırlıkta Bulunanlar Bunu Düşünüyorlar mı?” başlıklı
bir makâle kaleme alan, onu, tes’îd hazırlıklarına büyük katkısı olan “Üstad
Profesör Doktor Süheyl Ünver’e” ithâf eden rahmetli Gökmenoğlu, İstanbul’u ve
oradaki Müslüman hâkimiyetinin remzi olan Ayasofya Câmii’ni Türklere (ve
onların şahsında bütün Müslümanlara) hediye eden ve ebedî bir emânet olarak
mîrâs bırakan Fâtih Mehmed Han merhûma, ancak Ayasofya “aslına ircâ edilip
tertemiz bir ibâdethâne hâline getirilmek” sûretiyle kadirşinâslık
gösterilebileceği fikrini işliyor:<o:p></o:p></p>
<p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 10pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“İstanbulun beş yüzüncü dönüm yılı yapılacak. Tes’id
töreni hazırlıkları ile meşgul olunduğu zaman zaman gazetelerde intişar eden
yazılardan anlaşılmaktadır. Bunların neler olabileceği, bütçe mülahazasile, ne
miktarının tahakkuk edeceği malûm değildir. Maamafih istek ve niyette
samimiyet, müşkülleri yenmeğe kâfidir. Ben sadece ortaya bir fikir süreceğim:
Bunun üzerinde işlemeyi tarafsız fikir ve kalem sahiplerine, kıymetli Türk
münevverlerine bırakıyorum.<o:p></o:p></p>
<p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 10pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“İstiklâl marşı için onun yazıldığı günleri yaşamamış
olan ve o günlerin heyecanlarile beslenmemiş bulunan kimselerin itirazları
gibi, büyük hükümdar hazreti Fatihin de fethe takaddüm eden günlerdeki heyecan,
karar ve hareket tarzını kısa görüş ve hattâ noksan bilgilerle kıymetlendirenler
elbet aldanırlar.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>