Ayasofya Câmii'ne "Bizans Müzesi" hakâretinin sahîh târihçesi (70)

-----

<p>&nbsp;</p> <p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“Bu maddede [Maârif Vek̃âleti neşri <i>İsl̃âm Ansikl̃opedisi</i>’ndeki “Ayasofya” maddesinde] şayan-ı dikkat olan diğer noktalar da vardır: Süshaym cenabları Ayasofyanın hep kilise i’tibarile ihtişamından, emsalsiz şaheser olduğundan, Türk mimarî san’atına örnek olduğundan, putlarından, vaftizhanelerinden, papaslarından, günah çıkarılan yerlerinden, elhasıl büyük bir kilise olmak noktasından köşesindeki, bucağındaki güzelliklerinden taşıra taşıra bahsettiği halde Fatih’den sonra cami olduğu zamana gelince bütün tenkidlerini buraya toplamıştır. Süshaym cenabları her nedense burada hiddetlidir, şiddetlidir, Türk çocuklarına ‘genç softalar’ diyecek kadar mütecavizdir (sahife 52). <o:p></o:p></p> <p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">‘Müslümanlardan hiç kimse Ayasofyanın Bizans devrindeki içini tasvir etmemiştir’ (sahife 49) diye âdeta itab etmektedir. ‘Tasvirlerin İslâm dininde yasak olmasından dolayı, dahilde Türkler tarafından mühim ta’dilât yapılmıştır. Evvelce duvar ve tonozlar üzerine, Rumların mahir elleriyle, ebediyete kadar dayanacak zannederek koydukları mozayiklar badana ile örtüldü. Papaslar ile halkı ayıran parmaklıklı bölme kaldırıldı. Şark kısmı, ya’ni Bema’daki bütün o zengin tezyinat söküldü.’ (sahife 49, 50) diyor. <o:p></o:p></p> <p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“Bütün bu ta’dilâtı, daha doğrusu tahribatı yapan, Türkler!<o:p></o:p></p> <p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“Türklerin yaptıkları şeyler yalnız bunlardan ibaret değil. Daha neler, neler yapmışlar, bakınız:<o:p></o:p></p> <p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">‘Fatihden i’tibaren Türkler, Bizans hâkimiyetinin son zamanlarında Ayasofyanın menşe’ ve meziyetleri hakkında deveran eden sayısız efsaneleri islâmîleştirerek, kendilerine mal etmişlerdir.’ (Sahife 51).<o:p></o:p></p> <p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“Bu da tamamile iftiradır. Müslümanlık efsaneleri şiddetle reddeder. Türkler hiç bir efsaneyi Müslümanlaştırmamışlardır. Bir takım avam sözlerile Müslümanlığın ne alâkası vardır? Bizans papaslarının hangi efsanesini Müslümanlık kabul ve tasdik etmiştir?<o:p></o:p></p> <p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 12pt; text-indent: 0cm; line-height: 115%;"><b>“Türk çocukları, (<i>Maârif Vek̃âleti İsl̃âm Ansikl̃opedisi</i>’nin) ‘Ayasofya’ maddesinde, yalnız Kilise devrine âid tezyînât ve ihtişâmı mı okuyacaklar?<o:p></o:p></b></p> <p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">&nbsp;“Bu kadar asırlar zarfında Türklerin yaptıkları hiç bir iyi şey yok mu idi ki Süshaym Cenabları onu tedkik edip söylemek lûtfunda bulunmadılar? <o:p></o:p></p> <p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“Yabancılar tarafından yazılanları terceme, ta’dil ve ikmal ile mükellef olan redaksiyon hey’eti bu yanlışları, bu hurafeleri, bu isnadları niçin tashih ve ta’dil etmedi?<o:p></o:p></p> <p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“Türk çocukları Ayasofya maddesinde yalnız kilise devrine aid tezyinat ve ihtişamı mı okuyacaklar?<o:p></o:p></p> <p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“Türk devrinde geçirdiği istihalelerden, orada tesis ettikleri kütübhane gibi irfan müesseselerinden niçin hiç bahs olunmamıştır? <o:p></o:p></p> <p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 12pt; text-indent: 0cm; line-height: 115%;"><b>Prof. Süssheim’ın Ayasofya hakkındaki noktainazarı, aynı zamânda, Memleketimizde hüküm sürmekde olan Kemalist Totaliter Rejimin de noktainazarı idi<o:p></o:p></b></p> <p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“Profesör Süshaym, Sami Beyin tenkidi intişar ettikten birkaç gün sonra (9 Mart 1943) Cümhuriyet gazetesine gönderdiği bir mektubda ‘İslâm Ansiklopedisinin 11 inci fasikülünde çıkan Ayasofya hakkındaki makalenin tamamının kendisine aid olmadığını, kendisinin buna benzer bir makaleyi 1908 senesinde yazdığını, o yazısının birçok ilâveler ve ta’diller yapılmak suretile İslâm Ansiklopedisine kendi imzasile nakledilmiş olduğunu ve bu makalede tenkid edilen fikirlerin kendi kaleminden çıkmadığını’ beyan etmektedir.<o:p></o:p></p> <p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“Peki ama, neden 11 inci fasikül intişar ettiği zaman bu tekzibnameyi neşretmedi de birkaç ay sonra Ali Sami Beyin tenkidi Cümhuriyette çıkınca buna lüzum gördü? Demek, böyle bir tenkid neşrolunmasaydı bu ta’dil ve ilâveler hakkında hiç bir şey söylemiyecekti, bunları pek güzel kabullenmiş olacaktı. Ali Sami Beyin tenkidlerinden başka, Türk çocuklarını ‘genç softalar’ diye tahrikler, Türklerin Bizans tezyinatını bozduklarına dair itablar, hurafelerin İslâmîleştirilmesine dair isnadlar da mı kendi kaleminden çıkmamıştır? Makale baştan aşağı aynı ruhdadır. Bunların hiç biri bir profesörün kalemine yakışmaz. Eğer Süshaym cenabları kendine güveniyorsa bu hususdaki makalesini aynen kaleminden çıktığı gibi neşretmesi lâzımgelir.<o:p></o:p></p> <p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“Bu pek ağır olan tekzibnameye karşı redaksiyon hey’etinin hiç bir cevabını göremedik. Eğer hakikaten böyle yaptılarsa kendilerini çok müşkül vaziyete düşürmüşlerdir. Başkasının makalesi arasına ona göstermeksizin ve onun müsaadesini almaksızın kendi fikirlerini sokmak profesörlerden mürekkeb bir ilim meclisi için yakışık alan şeylerden değildir. Bahusus böyle yanlış, müdafaası mümkün olmıyan, yabancılar tarafından bile reddolunan hakikate aykırı fikirler olursa bu hususta artık söylenecek söz kalmaz. Esasından bozuk olan bir şeyin hep böyle bozuk gideceği tabiîdir. İhtisası olmadıkları mevzu’ları üzerlerine alanların, bilerek, bilmiyerek zararlı işler görenlerin böyle Süshaym’ların bile ağır tekzibleri karşısında sâmit ve ebkem kalmağa katlanmaları zarurîdir. Ne yazık ki bu işler bir fakülte dairesinde, bir profesörler meclisinde vukua geliyor.” (Eşref Edip, “Türk Mimarisi Bizanstan mı Örnek Almıştır? İslâm Ansiklopedisinin Ayasofya Maddesindeki Hataları ve Tahrifleri”, <i>İslâm-Türk Ansiklopedisi Muhitülmaarif Mecmuası</i>, 1.4.1943, I/47: 3-4) <o:p></o:p></p> <p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 10pt; text-indent: 0cm; line-height: 115%;"><b>Ayasofya’ya câmi hüviyetinin iâde edilmesini istiyen ilk makâle de <i>Sebilürreşad</i>’da intişâr etti<o:p></o:p></b></p> <p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 10pt; line-height: 115%;">İlk def’a; -onlarca senedir Ezân ve Kur’ân seslerinden, sînelerden yükselen yakarışlardan mahrûm kaldığı için- rûhâniyetini kaybeden, âdetâ mânâsız bir “eşyâ anbarına” dönen Ayasofya’nın bu zulümden kurtarılmasını, Mü’minler tarafından tekrâr şenlendirilmesini, emânetine hıyânetin bertaraf edilerek Fâtih Mehmed Han’ın rûhunun şâd edilmesini taleb eden bir makâle neşretmek, Emekli Miralay (“Albay”) Şükrü Gökmenoğlu’na müyesser oldu. Elbette, o, bu şerefte, makâlesini mecmûasına derceden Eşref Edib’le ortaktır. (Allâh ikisine de ganî ganî rahmet etsin!) <o:p></o:p></p> <p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 10pt; line-height: 115%;">Büyük Fethin beş yüzüncü seneidevriyesini tes’îd için hazırlıklar yapıldığı bir zamânda Ayasofya’nın mazl̃ûm hâline içi yanarak “Ayasofya Eşyâ Anbarı mı Kalacak? İstanbul Fethinin Beşyüzüncü Yıldönümü İçin Hazırlıkta Bulunanlar Bunu Düşünüyorlar mı?” başlıklı bir makâle kaleme alan, onu, tes’îd hazırlıklarına büyük katkısı olan “Üstad Profesör Doktor Süheyl Ünver’e” ithâf eden rahmetli Gökmenoğlu, İstanbul’u ve oradaki Müslüman hâkimiyetinin remzi olan Ayasofya Câmii’ni Türklere (ve onların şahsında bütün Müslümanlara) hediye eden ve ebedî bir emânet olarak mîrâs bırakan Fâtih Mehmed Han merhûma, ancak Ayasofya “aslına ircâ edilip tertemiz bir ibâdethâne hâline getirilmek” sûretiyle kadirşinâslık gösterilebileceği fikrini işliyor:<o:p></o:p></p> <p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 10pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“İstanbulun beş yüzüncü dönüm yılı yapılacak. Tes’id töreni hazırlıkları ile meşgul olunduğu zaman zaman gazetelerde intişar eden yazılardan anlaşılmaktadır. Bunların neler olabileceği, bütçe mülahazasile, ne miktarının tahakkuk edeceği malûm değildir. Maamafih istek ve niyette samimiyet, müşkülleri yenmeğe kâfidir. Ben sadece ortaya bir fikir süreceğim: Bunun üzerinde işlemeyi tarafsız fikir ve kalem sahiplerine, kıymetli Türk münevverlerine bırakıyorum.<o:p></o:p></p> <p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 10pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“İstiklâl marşı için onun yazıldığı günleri yaşamamış olan ve o günlerin heyecanlarile beslenmemiş bulunan kimselerin itirazları gibi, büyük hükümdar hazreti Fatihin de fethe takaddüm eden günlerdeki heyecan, karar ve hareket tarzını kısa görüş ve hattâ noksan bilgilerle kıymetlendirenler elbet aldanırlar.<o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>