Ayasofya Câmii'ne "Bizans Müzesi" hakâretinin sahîh târihçesi (67)
-----
2023-01-13 00:00:00
<p>Ve darbe üstüne darbe: L̃aik hukûk, l̃aik
maârif, (Totaliter Rejim kurmak emeliyle onlarca insanın îdâm edilip
cesedlerinin günlerce teşhîr edildiği) müretteb “İzmir Sûkisadi” ve bilbahâne
(Kâzım Karabekir Paşa ve arkadaşlarının şahsında) yok edilen muhâlif siyâsî
teşkîlâtlanma, Kemalist tedhîş siyâsetinin âleti olarak kullanılan Takrîr-i Sük̃ûn Kânûnu ve İstik̆l̃âl̃
Mahkemeleri, Şeyh Saîd Vak’ası, İstik̆l̃âl̃ Mahkemelerine sevk̆etmek sûretiyle bütün
matbûâtın yularlanması, barbar Şapka Siyâseti (şapkaya muhâlefet “cürmü”yle
veyâ sırf bu husûsta bir îtirâz serdettiler diye -Şalcı Şöhret Bacı gibi
garîbân dâhil- yüzlerce Mü’mini darağaclarına veyâ zindanlara göndermek
şeklinde en zâlimâne usûl̃lerle
tatbîk̆ etmekden
çekinilmiyen şapka siyâseti), 1930’daki Kubilay Fâciasının “İrticâ” yaftasıyle
topyek̃ûn
Müslümanlığı tepelemek için câniyâne istismârı, 1 Şubat 1933’te Bursa’da (câmi cemâat̃inin mâsûmâne bir ibâdet hürriyeti talebinden
ibâret) Sahîh Ezân Hâdisesi (ve bu vesîleyle îrâd edilen “Bursa Nutku”,
peşinden, -mûtâd vechiyle- tedhîş mahkemeleri, zulüm, zindan, maddî-mânevî
işkence, bütün Memleketi saran yeni bir
tedhîş dalgası), ilh… (Bütün bu vâkıalar hakkında, hassaten –<i>Yeni Söz</i>’de münteşir- “Mustafa Kemâl’in
Hastalığı, Ölümü, Cenâzesi” başlıklı vâsi araştırmamızda ve <i>Türkçenin Istılâh Mes’elesi ve İdeolojik
Kaynaklı Sapmalar; Milletimize Revâ Görülen Kültür Jenosidi; Türkiye’de
1920’li, 30’lu Senelerde Tercüme Faâliyeti</i> gibi kitablarımızda –dâimâ
riâyet ettiğimiz ilmî usûl̃
mûcibince- mevsûk îzâhat vermiş, bâzılarını mufassalan ele almış bulunuyoruz…)</p><p class="MsoNormal" align="left"><o:p></o:p></p>
<p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 12pt; line-height: 115%;">İşte “Ayasofya Bizans Müzesi”
darbesi bütün bunların üzerine geldi ve ellerinden her çeşid kendini ifâde ve
müdâfaa vâsıtası alınmış, ezilmiş, yıldırılmış, sindirilmiş bir hâl̃deki
Müslümanlardan çıt çıkmadı; şurada burada semâya yükselen âh-ü-enînler olduysa
da, bunlar efk̃ârıumûmiyede yankılanmadı, yankılanamazdı!<o:p></o:p></p>
<p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 12pt; text-indent: 0cm; line-height: 115%;"><b>Milletimizin
Ayasofya Câmii hasreti<o:p></o:p></b></p>
<p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 12pt; line-height: 115%;">Evet, sindirilmiş
Milletimizin, kendisini tâ can evinden vuran Ayasofya Fâciası karşısında sesi
çıkmadı, çıkamadı. L̃âkin millî bekâmızın remzi olan bu ecdâd yâdig̃ârına karşı
duyduğu hasret, için için, âdetâ bir kara sevdâ hâl̃inde devâm etti. <o:p></o:p></p>
<p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 12pt; line-height: 115%;">1930’lu senelerin başlarından
1940’lı senelerin sonlarına kadar, bu hasret, hep sînelerde mahfûz kaldı. <o:p></o:p></p>
<p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 12pt; line-height: 115%;">Derken, matbûât piyasasında,
Müslümanlığa sâhib çıkan ve Müslümanlık hakkında efk̃ârıumûmiyeyi aydınlatmayı
gâye edinen (İslâm muhibbi) mecmûalar görünmiye başladı ve sayıları zamânla bir
hayli arttı. Bu mâhiyetteki ilk mecmûa, rahmetli Eşref Edip (Fergan; Serez,
1882 – İstanbul, 15.12.1971, Edirnekapı Şehîdliği) tarafından neşredilen <i>İslâm-Türk Ansiklopedisi Muhitülmaarif
Mecmuası</i> olsa gerek. -Tesbît edebildiğimiz kadarıyle- Ayasofya’yı, mâl̃ûmât
vermek şeklinde de olsa, ilk def’a -1 Nisan 1943’te- bahis mevzûu eden, bu
mecmûa; Ayasofya’ya câmi statüsünün iâde edilmesini taleb eden ilk mecmûa da, -Ağustos
1948’de- onun devâmı olan <i>Sebilürreşad</i>’dır.
(<i>İslâm-Türk Ansiklopedisi Muhitülmaarif
Mecmuası</i>, 1941 senesinde neşir hayâtına atıldı; ilk cildi, 15 Mayıs
1943’te, 50. sayıyle, ikinci cildi, -Birincik̃ânûn 1943 târihli 51-52.
sayılarla başlayıp- (15) Nisan 1948 târihli 100. sayıyle tamâmlandı. <i>Sebilürreşad</i> ise, bir evvelki mecmûayle
aynı şekil ve muhtevâda, sâdece ismi değişmiş olarak, 1 Mayıs 1948’de intişâra
başladı, 1966 senesinde, 362. sayıyle kapandı. <i>Sebîlürreşâd</i>, daha evvel de, 1908-1925 senelerinde 641 sayı
neşredilmiş –evvel̃â <i>Sırât-ı Müstak̆îm</i>
ismiyle-, 1925’te Kemalist tedhîşçi siyâsete hizmet eden Takrîr-i Sük̃ûn
Kânûnu’na istinâden kapatılmış, Eşref Edip de, başka bir grup gazeteciyle
berâber –gözdağı vermek maksadıyle- İstik̆l̃âl̃ Mahkemesi’ne sevk̆edilmişti.
–Bu hâdiseden ve mâhûd Kemalist Tedhîş
Mahkemelerinden <i>Yeni Söz</i>,
4-19.8.2019/314-327’de Yalman vesîlesiyle bahsettik.- Muâsır târihimizde mümtâz bir mevk̆ii hâiz
olan bu mecmûanın Osmanlı har̃fleriyle neşredilmiş bütün sayıları, muhtelif
neşriyâtıyle Milletimize büyük hizmetlerde bulunan kıymetli araştırmacı, velûd
muharrir Ertuğrul Düzdağ tarafından –Allâh feyzini arttırsın-, seneler süren
çok sabırlı bir çalışmayle, L̃atin harflerine çevrilmiş, Mart 2012’den
îtibâren, cild cild, Bağcılar Belediyesi tarafından basılmıştır. Allâh, emeği
geçenlerden râzı olsun!) <o:p></o:p></p>
<p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 12pt; text-indent: 0cm; line-height: 115%;"></p>
<p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 12pt; text-indent: 0cm; line-height: 115%;"></p>
<p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 12pt; text-indent: 0cm; line-height: 115%;"><b>Böyle bir şey “Millî
Şef” devrinde nasıl mümkün olabildi?<o:p></o:p></b></p>
<p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 12pt; line-height: 115%;">Mâl̃ûm olduğu vechiyle,
1940’lı senelerin ortalarından îtibâren, siyâsî bakımdan, dünyâda ve Türkiye’de
çok şey değişmiye başlamıştı. En mühim yeni inkişâf, Birleşmiş Milletler Teşkîl̃âtı’nın
têsîsi ve Amerika’nın (Türkiye dâhil) Avrupa memleketlerine Marshall yardımı
yapması, bu çerçevede, husûsen Amerika ve İngiltere’nin Türkiye’ye müteaddid
fırkalı rejimi dayatmasıydı. <o:p></o:p></p>
<p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 12pt; line-height: 115%;">“Millî Şef” Hük̃ûmeti bu
talebi yerine getirecek, Rejimin totaliter özünü değiştirmeden, müteaddid
fırkalı siyâsî rejime geçecek, böylece, Türkiye’ye mahsûs bir totaliter rejim
modeli peydâ olacaktır: Kemalizmin resmî ideoloji statüsünden vazgeçilmeden,
bütün siyâsî fırkalar Kemalizm ortak paydasında birleşmek ve bütün vatandaşlar
da –beşikden mezara kadar- Kemalist Totaliter İdeolojinin beyin yıkama
ameliyesine tâbi tutulmak, dîğer tâbirle Kemalist olmak bir vatandaşlık
mükellefiyeti olarak devâm etmek şartıyle, g̃ûyâ “cumhûriyetci” (veyâ
“demokratik”), g̃ûyâ “plüralist”, g̃ûyâ İnsan Haklarına müstenid bir siyâsî
rejim… Tam da Sel̃ânik’in Münâfık sînesinden neş’et etmiş bir rejime yakışan
hâl̃!<o:p></o:p></p>
<p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 12pt; line-height: 115%;">Buna rağmen, Kemalizm tabusuna
dokunmamak şartıyle, mahdûd ölçülerde olsun konuşabilme hürriyeti, Müslümanları
sımsıkı kuşatan cendereyi bir parça gevşetti ve bu vasatta Ayasofya Câmii
talebi de yüksek sesle tel̃affuz edilir oldu… Çok geçmeden, Ayasofya’nın
“Bizans Müzesi” statüsü aleyhinde bildiriler neşredilmiye, nümâyişler tertîb
edilmiye, bu statüyü değiştirtmek için hukûkî ve siyâsî teşebbüslerde,
faâliyetlerde bulunulmıya başlandı… İlk def’a 1948’de alenen tel̃affuz edilen
Ayasofya Câmii talebi, 1950’lerde iyice yaygınlık kazandı, her geçen gün daha
fazla kitleleşerek devâm etti, Mütehakkim Zümreyle takrîben yetmiş sene didişerek,
nihâyet 2020’de hedefine ulaştı… <o:p></o:p></p>
<p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 12pt; line-height: 115%;">İşte, bu Fasıl’da, Ayasofya
ile al̃âkalı bu inkişâfları bahis mevzûu edeceğiz. Bittabi, ana hatlarıyle,
sür’at̃le… (Ve göreceğiz ki Memleketimizde Ayasofya Dâvâsı uğrunda mücâdele ile
İsl̃âm Dâvâsı uğrunda mücâdele iç içe geçmekte, birincisi ikincisinin mütemmim
cüz’ü mâhiyetinde bir seyir tâk̆îb etmektedir…)<o:p></o:p></p>
<p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 12pt; line-height: 115%;">Mâmâfih, yetmiş küsûr sene
zarfında olup bitenleri içinden yaşar gibi hissetmek, hissettirebilmek
emeliyle, birçok vesîkayı, (müsbit vesîkayı) yine bütünüyle veyâ kısmen
nakletmekden ictinâb etmiyeceğiz. (Muhakkak ki bunların olduğu gibi nakli, aynı
zamânda, dâvânın –ileri sürdüğümüz dâvâ her ne olursa olsun, onun- isbâtının
elzem şartıdır…) <o:p></o:p></p>
<p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 12pt; text-indent: 0cm; line-height: 115%;"><b>Dolaylı da olsa, ilk
“kıpırtı”, bizzât Ayasofya Bizans Müzesi Müdürü Ali Sami Boyar’dan<o:p></o:p></b></p>
<p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 12pt; line-height: 115%;">“Ebedî Şef” tarafından “Bizans
Müzesi” yapılmış Ayasofya’nın tekrâr câmi statüsüne dönmesi gibi bir talebde
bulunmadan, ondaki Türk emeğine dikkat̃i çeken bir makâle, “Millî Şef”
devrinde, bizzât Müzenin Müdürü Ali Sami Boyar tarafından neşredildi. <o:p></o:p></p>
<p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 12pt; line-height: 115%;">Ali Sami Boyar’ı gayrete
getiren sâik̆, Avrupalı müsteşrik̆lerin eseri olup 1940’lı senelerde, Maârif
Vek̃âleti tarafından tercüme, tâdil ve il̃âvelerle neşredilen <i>İslâm Ansiklopedisi’</i>ndeki “Ayasofya”
maddesi olmuştur. <o:p></o:p></p>
<p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 12pt; line-height: 115%;">Esâsı Prof. K. Süssheim
tarafından kaleme alınmış bu maddede, Müellif, Ayasofya’yı bir Bizans eseri
olarak fevkal̃âde medh-ü-senâ ettikden sonra, Türklerin onda sâdece menfî bir
têsîri olduklarını ileri sürüyor. Onun kanâatince, zâten Türkler böyle âbidevî
san’at̃ eserlerine vücûd verme kâbiliyetinden mahrûmdur ve inşâ ettikleri bütün
câmiler de Ayasofya’nın aşağı derecede bir taklîdidir… <o:p></o:p></p>
<p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 12pt; line-height: 115%;">En fâhişi bu iddiâsı olmakla
berâber mezkûr müsteşrik̆in hatâları bu kadarla da kalmıyor, o, Ayasofya’nın
yapısı ve târihi hakkında dahi hatâlı bilgiler veriyor…<o:p></o:p></p>
<p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 12pt; line-height: 115%;">Ayasofya hakkında sağlam
bilgilerle mücehhez bulunan Ali Sami Boyar, pek de hüsniniyet sâhibi olmadığı
intibâı bırakan Müsteşrik̆in hatâlı iddiâlarını tek tek cerhediyor ve onunla
berâber, bu makâlenin tashîh ve tâdilinden mes’ûl̃ olan Arkeoloji Doçenti Arif
Müfid Mansel’in de –ilim adamlarına yakışmıyan- tavırlarını tenk̆îd ediyor;
çünki bu makâleyi hazırlarken, bilgilerinin doğruluğunu tahk̆îk̆ etmek için
Ayasofya’ya gelmek, orada bizzât tedk̆îk̆ yapmak zahmetine katlanmamışlardır… <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ali Sami Boyar’dan, yukarıda, Mustafa Kemâl̃ tarafından
yıktırılmış Ayasofya Medresesi üzerinde dururken bahsetmiştik. Bizde bıraktığı
intibâa göre, Boyar, geniş müktesebâtı olmak yanında, haysiyetli ve millî
hisleri kuvvetli bir şahsıyettir. Onun Ayasofya’daki Müslüman damgasını müsbet
mânâda tebârüz ettirişi de, daha ziyâde Türklük gayretiyledir. (Boyar,
İstanbul’un Fethinin 500. Seneidevriyesi münâsebetiyle, bu mübârek hâdiseyi
şükrânla yâdetmek için, İstanbul’da “Marmara’ya hâkim bir mevki olan Sultanahmed
Atmeydanının –Hipodrom- deniz tarafının bitimindeki sırta” muazzam bir Fâtih
heykeli dikilmesini istemişti…<o:p></o:p></p>