Ayasofya Câmii'ne "Bizans Müzesi" hakâretinin sahîh târihçesi (68)

-----

<p>Ali Sami Boyar’dan, yukarıda, Mustafa Kemâl̃ tarafından yıktırılmış Ayasofya Medresesi üzerinde dururken bahsetmiştik. Bizde bıraktığı intibâa göre, Boyar, geniş müktesebâtı olmak yanında, haysiyetli ve millî hisleri kuvvetli bir şahsıyettir. Onun Ayasofya’daki Müslüman damgasını müsbet mânâda tebârüz ettirişi de, daha ziyâde Türklük gayretiyledir. (Boyar, İstanbul’un Fethinin 500. Seneidevriyesi münâsebetiyle, bu mübârek hâdiseyi şükrânla yâdetmek için, İstanbul’da “Marmara’ya hâkim bir mevki olan Sultanahmed Atmeydanının –Hipodrom- deniz tarafının bitimindeki sırta” muazzam bir Fâtih heykeli dikilmesini istemişti&hellip; -Ali Sami Boyar, “İstanbulun Yıldönümü; Yapılacak Hazırlıklar ve Fatih Âbidesi”, <i style="color: windowtext;">Cumhuriyet</i>, 22.10.1942, s. 2-) Mâmâfih, Türklük Müslümanlıktan ayrı düşünülemiyeceği için, Ayasofya’yı yeni baştan şekillendiren, ona yeni bir rûh kazandıran Türk elinden bahsetmek ve onu medh-ü-senâ etmekle, herhâlde, Ayasofya’yı, isl̃âmî hüviyetiyle, dîğer tâbirle, câmi keyfiyetiyle de müdâfaa etmiş olduğu düşünülebilir.</p> <p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 12pt; line-height: 115%;">Boyar’ın, makâlesinde vurguladığı en mühim bir husûs da, Ayasofya’nın ancak Türkler sâyesinde ayakta kalabildiği ve günümüze intikâl̃ edebildiği vâkıasıdır. <o:p></o:p></p> <p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 12pt; line-height: 115%;">Makâlesinden sâdece en câlib-i dikkat̃ bulduğumuz pasajları naklediyoruz:<o:p></o:p></p> <p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 12pt; text-indent: 0cm; line-height: 115%;"><b>“Bu yazı Türk san’atine karşı işlenmiş bir günâhtır; câmilerimizin hepsi de müstak̆il birer Türk ve İsl̃âm eseridir”<o:p></o:p></b></p> <p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“Profesör (K. Süssheim) İslâm Ansiklopedisinde Ayasofya başlıklı bir makale yazmıştır. (Fasikül 17, sahife 47). Bu makaleyi tetkik ve tashih etmek vazifesi de İstanbul Üniversitesi arkeoloji doçentlerinden Arif Müfid Mansel’e verilmiştir. [Arif Müfid Mansel (İstanbul, 1905 – a.y., 18.1.1975, Karaca Ahmed Mez.), bilâhare Arkeoloji Ord. Prof. olmuştur; Kemalizmin Uydurma Târih Tezine katkıda bulunanlardandır&hellip;]&nbsp; Bu müşterek makaledeki bazı mühim noktaları, hattâ ehemmiyetli farkları bir ilim meclisinde izah ettim. Bu fikirlerimi neşretmemiş olmaklığımı tenkid ettiler. Ben bu iki muhterem profesörü darıltmaktan çekinmiş ve bu yüzden şimdiye kadar sükût etmeği tercih etmiştim. Dostlarım beni: ‘ilim adamları faydalı tenkidlerden memnun olurlar, şahsî kaygulardan ve gayretlerden ârî olmak şartile millî kültürümüze yararlı olacak tenkid yazıları daima dostça karşılanır.’ diye teşvik ettiler, ben de o gayretle bu yazıyı yazıyorum. [&hellip;]<o:p></o:p></p> <p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 12pt; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">&nbsp;</p> <p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 12pt; text-indent: 0cm;"><img src="https://www.yenisoz.com.tr/uploads//WhatsApp Image 2023-01-13 at 14.46.58.jpeg" alt="WhatsApp Image 2023-01-13 at 14.46.58.jpeg"></p> <p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 12pt; text-indent: 0cm;">(<i>Cumhuriyet</i>, 3.3.1943, s. 2)<o:p></o:p></p> <p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 12pt; text-indent: 0cm;">Dolaylı da olsa, (Mustafa Kemâl̃’in tâbiriyle) ilk “irticâî kıpırtı”, bizzât Ayasofya Bizans Müzesi Müdürü Ali Sami Boyar’dan geldi; zîrâ, millî hüviyetine bir hayli merbût bulunan bu kıymetli san’at̃kâr, Türklüğün, Ayasofya’yı yeni baştan şekillendirdiğine, ona yeni bir rûh kazandırdığına dikkat̃i çekmekle, ayrıca, hakşinâs bir tavırla, Ayasofya’yı asırların tahrîbâtına mukâvemet edebilecek bir bünyeyle techîz eden Türk mahâretini medh-ü-senâ etmekle, kanâatimizce, Ayasofya’yı, isl̃âmî hüviyetiyle, dîğer tâbirle, câmi keyfiyetiyle de müdâfaa etmiş oldu&hellip; İşte Boyar’ın bu makâlesiyle berâber onu yorumlayıp ona başka bilgiler ve tenk̆îdler il̃âve eden Eşref Edib’in makâlesi, bizim müşâhedemize nazaran, Ayasofya’ya câmi olma hakkının iâdesi için, nesiller boyunca yürütülen ve 2020’de hedefine ulaşan büyük mücâdelenin ilk adımıdır&hellip; (Gafûru’r-Rahîm Allâh, Ayasofya Dâvâsına hizmet eden herkesden râzı olsun!)<o:p></o:p></p> <p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 12pt; text-indent: 0cm;">***&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <o:p></o:p></p> <p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 12pt; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">&nbsp;</p> <p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“2 - Bir de şu 48 inci sahifedeki satırları okuyalım: ‘Rumelide Türkler tarafından inşa edilen camilere gelince, bunların en güzelleri bile, ihtiva ettikleri mimarî yeniliklere rağmen, payitahtın emsalsiz şaheserinin, daha basit ve daha küçük olarak, tekrarından başka bir şey değildir.’<o:p></o:p></p> <p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“Sayın profesörün aflarına sığınarak arzediyorum. Bu yazı Türk san’atine karşı işlenmiş bir günahtır. [Müellifin “Türk san’ati” şeklindeki imlâsına dikkat̃ edilmelidir: Hem ilk heceden sonra durak var, hem de “t” ince tel̃affuz ediliyor. Kemalist Uydurmacacılar ifâde ettiği mefhûm kadar güzel bir tel̃affuzla söylenen bu kelimeyi -odun gibi bir tel̃affuzla- “sanat” kılığına soktular!] Şimdiye kadar Avrupa yazıcılarından bazılarının bu gibi iddialarının hangi duygu ve emellere dayandığı malûm. <o:p></o:p></p> <p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“[Hakîkatte,] Türk mimarları Bizans yapısından hiç örnek almamışlardır. O yapıların hepsi müstakil birer Türk ve İslâm eseridir. Stillerinin kökü Asyada dalbudak salmıştır. Bizansın, kubbelerini tutturamadığı tarihlerde bile onlar yaşıyordu. (Mösyö Gabriyel bir makalesinde bu hakikati çok açık bir lisanla müdafaa etmektedir.) (Bak. Hayat mecmuası, sayı 40, sahife 276). <o:p></o:p></p> <p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 12pt; text-indent: 0cm; line-height: 115%;"><b>“Bugün Ayasofya ancak Türk mîmârlarının himmetiyledir ki dört yüz doksan seneden beri bir tehlike göstermeden duruyor”<o:p></o:p></b></p> <p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“Ayasofyanın şimal ve cenub kemerlerinin arkasına yarım kubbe yapılamaması –camilerimizde olduğu gibi- mühim bir kusurdur. Ayasofya, yapıldığından yirmi bir sene sonra yani 7 mayıs 558 de sebebsiz olarak çöktü. Mimarları tarafından tekrar tamir edildiği zaman mümkün olan bütün fennî çareler düşünüldü, fakat maalesef gene faydası olmadı, 986 da ve 1346 da tekrar çöktü. Bizans devrinde yapılan istinad duvarlarının da çöküntülere faydası olmamıştı. Bu bahis bir kitab olacak kadar uzundur.<o:p></o:p></p> <p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“Sözün kısası, bugün Ayasofya ancak Türk mimarlarının himmetiyledir ki dört yüz doksan senedenberi bir tehlike göstermeden duruyor. Tabiî büyük hareketler müstesna. <o:p></o:p></p> <p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 12pt; text-indent: 0cm; line-height: 115%;"><b>“Her biri Türk mîmârîsinin ebedî birer âbidesi olan câmilerimiz, Bizans mîmârîsini taklîd etselerdi, Ayasofya gibi, kim bilir hâl̃leri nice olurdu!”<o:p></o:p></b></p> <p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“Gelelim camilerimize: Her biri Türk mimarîsinin ebedî birer âbidesi olan bu binalarda, kubbeyi ve bütün binanın bünyesini göğüsliyen (contrefort) lar [payandalar] birer cephe teferruatı gibi dış görünüşün içine şirin bir şekilde yerleştirilmiştir. Sayın profesörün dediği gibi, Bizans mimarîsini taklid etselerdi, onlar da, Ayasofya gibi, tanınmaz bir şekle girer, kim bilir halleri nice olurdu. [&hellip;]<o:p></o:p></p> <p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“8 – ‘Yağ mahzeni ise vaftizhanenin şimalinde inşa edilen bir binaya naklolunmuştur.’ [Süssheim]<o:p></o:p></p> <p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“Vaftizhanenin ne şimalinde, ne cenubunda, ne şarkında, ne de garbında yağ mahzeni haline ifrağ edilmiş Türk yapısı bir bina yoktur. Sultan Mustafa eski yağ deposu olan vaftizhaneye gömüldükten sonra (1622) yağ deposu, bu mevkiin şimalinde bulunan (Apoditon) soyunma odasına nakledilmiştir. Cami, müze oluncaya kadar bu vaziyette kalmıştır. (Bak. Antonyadis cild I, sahife 129).<o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>