Ayasofya Câmii'ne "Bizans Müzesi" hakâretinin sahîh târihçesi (48)
-----
2022-12-24 00:00:00
<p>“Ayasofya binası İstanbulun
fethini müteakip camie kalbedildi. Ayasofyada hıristiyanlığa ait timsaller,
tasvirler, levhalar asırlarca müddet bu islâm mabedinin kubbelerinde,
kemerlerinde, duvarlarında halile durdu. Ancak tanzimat devrine doğrudur ki
batıl bir düşünce bunların üzerine koca bir badana tabakası geçirmeyi akla
getirdi.</p>
<p class="MsoNormal" align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm;">“Böyle olmakla beraber,
Kariye camii gibi, Fethiye camii gibi bazı eski abidelerde el sürülmemiş,
badana edilmemiş mozayıklar ve resimler duruyordu. Demek oluyor ki Türk vicdanı
hiç bir zaman taassup kelimesinden anlaşılacak dar bir mana ile başka dinlere
karşı bir düşmanlık hissi beslememiştir. İşte bundan dolayıdır ki bir taraftan,
Ayasofya mozayıklarının tamamen meydana çıkarılması yolundaki teşebbüse müsaade
ve müzaheret ederken diğer taraftan bütün yüksek insanlığın manevî
hazinelerinden birini teşkil eden bu mimarî şaheserini Bizans devrine ait güzel
yadigârların teşhirine hizmet eder bir müze haline koymakta hiç tereddüt
etmemiş ve bunda bir zevk duymuştur. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm;">“Ayasofya camii güzelliğini
bozan boyalar ve sıvalar temizlendikten, iyice tanzim edilerek zaten kendisi
baştan aşağıya kadar bir şaheserken başka eserlerle de bir kat daha
güzelleştikten sonra dünyanın en zevk ve memnuniyet ile seyredilecek bir
abidesi olacak ve ayni zamanda Türkün geniş düşüncesini bütün dünyaya
haykıracaktır.” (“Akşamcı”, “Ayasofya Müzesi”, “Akşamdan Akşama” sütûnu, <i>Akşam</i>, 15.12.1934, s. 3) <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" align="left" style="margin-bottom: 12pt; text-indent: 0cm;"> </p>
<p class="MsoNormal" align="left" style="margin-bottom: 0.0001pt; text-indent: 0cm; line-height: normal;"><span><img src="https://www.yenisoz.com.tr/uploads//WhatsApp Image 2022-12-23 at 11.28.59.jpeg" alt="WhatsApp Image 2022-12-23 at 11.28.59.jpeg"></span></p>
<p class="MsoNormal" align="left" style="margin-bottom: 0.0001pt; text-indent: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size:
10.0pt;color:#C00000">(<i>Akşam</i>,
15.12.1934, s. 3)<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" align="left" style="margin-bottom: 12pt; text-indent: 0cm; line-height: normal;">Necmeddin
Sadak’ın <i>Akşam</i> gazetesinde, “Akşamcı”
imzâsıyle, pek Münâfıkça (“Sâhibinin Sesi”) bir makâle: “Ayasofya camii müze
oluyor. Bu küçük cümle Türkün geniş ve yüksek düşüncesi, hür vicdanı,
müsaadekârlık ruhu hakkında yazılacak cilt cilt eserelerden çok kuvvetli ve
belâğatli bir vesikadır. İlh…” <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" align="left" style="margin-bottom: 12pt; text-indent: 0cm;">*** <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" align="left"><b>Kemalist matbûâtta bir
”çatlak ses”<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal" align="left">Matbûâtta gidişât bu minvâl̃ üzere iken, şâyân-ı
hayrettir, 2 Teşrînievvel (Ekim) 1934 târihli <i>Cumhuriyet</i> gazetesinde, matbûâtın umûmî korosundan farklı bir ses
yükselmiş, birinci sayfadaki “Kendi Kendimizi Tenkîd” sütûnunda ve “Ayasofya
Müze?” başlığı altında intişâr eden imzâsız fıkrada, Ayasofya’nın hem bir
âbide, hem de mâbed olarak muhâfazası müdâfaa ve onun müzeye tahvîli fikri tenk̆îd edilmişti:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" align="left" style="margin-left: 1cm; text-indent: 0cm;">“Gazetelerde
Ayasofyanın bir müze olarak tanzim edileceğini okudukça afallamakta devam
ettiğimizi itiraf etmek mecburiyetindeyiz.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" align="left" style="margin-left: 1cm; text-indent: 0cm;">“Kendi
kendimize mütemadiyen:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" align="left" style="margin-left: 1cm; text-indent: 0cm;">“- Ne
müzesi?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" align="left" style="margin-left: 1cm; text-indent: 0cm;">“diye
soruyoruz. Şundan dolayı ki Ayasofyanın kendisi zaten en güzel bir müze ve
belki ondan daha üstün olarak başlıbaşına tarihî bir abidedir. Mümkün olsa
belki bu abide için bir müze yapılması düşünülebilirdi. Fakat bu abideyi
herhangi bir müze mahfazası haline sokmağa bizim aklımız ermiyor. Gerçi Romanın
Sen Piyeri kısmen ve zahiren bir müzeye de benzerse de bu görüş hatalıdır. O
esasen içindeki tektük san’at eserlerile kıymeti artırılmış bir mabet
abidesidir. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" align="left" style="margin-left: 1cm; text-indent: 0cm;">“Ayasofya
da öyledir. Bu, bir mabet abide veya abide mabettir.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" align="left" style="margin-left: 1cm; text-indent: 0cm;">“Fazla
olarak onun simasına tarihî muazzam bir hâdise halinde Türklüğün devirleri
taklip eden kudreti de nakşolunmuştur. Dikkat edin, hep mabet olarak!..<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" align="left" style="margin-left: 1cm; text-indent: 0cm;">“Ayasofya
bu itibarla da bir abidedir. Hem o bu itibarla bir Türk abidesidir. Evvel ve
ahir abideliği galip olan bir mabede abide. Yani mabet şeklinde bir abide..
Müze haline çevirmeğe çalışmakta bizce onun abideliğine halel veren bir hata
vardır.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" align="left" style="margin-left: 1cm; text-indent: 0cm;">“Elimizden
geliyorsa onu muhat olduğu ihmal ve lâkaydî harabelerinden kurtararak zaten
hiçbir müzeye nasip olmıyacak veçhile haiz olduğu cihandeğer yüksek kıymetini
göklere çıkaralım, bu, bizm bilhassa vazifemizdir.” (İmzâ: Çift Yıldız, <i>Cumhuriyet</i>, 2.10.1934, s. 1) <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" align="left">Bu, dâimâ Mustafa Kemâl̃’in irâdesine muvâfık
neşriyât yapan (ölümünden sonra da hiç onun izinden ayrılmıyan) gazeteye kazârâ
konulmuş bir fıkra gibi görünüyor… Bütün Kemalist matbûât gibi (ki olmıyanı
yoktu, olamazdı) <i>Cumhuriyet</i>’te de,
bir daha, bu mâhiyette hiçbir makâle, fıkra veyâ haber intişâr etmiyecek,
Ayasofya Câmii’nin Bizans Müzesi’ne tahvîline hiçbir îtirâz görülmiyecek,
bilakis o yularlı matbûât, “Büyük Şef”in g̃ûyâ cihânşümûl̃ kıymeti hâiz san’at̃ eserlerine sâhib çıkma
mantığına istinâd ederek, “Bizans Müzesi” çalışmalarını alkışlıyan haberler,
fıkralar neşredecekdir… <o:p></o:p></p>
<p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 12pt; text-indent: 0cm; line-height: 115%;"><b>Whittemore’un
matbûât toplantısı<o:p></o:p></b></p>
<p class="Default" align="left" style="margin-bottom: 12pt; line-height: 115%;">1934 Kasım’ına gelindiğinde,
Whittemore, üç seneye yakın bir zamandır (1932 Şubat’ından beri) Ayasofya
Câmii’nde gizli kalmış dînî mozaiklerden mühim bir kısmını meydana çıkarıp
restore etmiye muvaffak olmuştu. Câmi kış mevsiminde k̃âfî derecede aydınlık
-binâenaleyh bu çeşid bir çalışmaya müsâid- olmadığından, çalışmalarına (1935
Nisan ayında tekrâr başlamak üzere) fâsıla vermiş, Türkiye’den ayrılmıya
hazırlanıyordu. Ayrılmadan evvel, çalışmaları hakkında Hük̃ûmeti ve
efk̃ârıumûmiyeyi tenvîr etmeyi münâsib görmüştü. Bu maksadla, 21 Kasım 1934’te,
İstanbul’da, bir matbûât toplantısı tertîb etti. Verdiği câlib-i dikkat
îzâhattan, büyük Haç mozaiklerini de ihyâ ettiğini, bu sûretle, Mâbede,
neredeyse Bizans devrindeki rûhunu iâde ettiğini öğreniyoruz:<o:p></o:p></p>
<p class="Default" align="left" style="margin: 0cm 0cm 12pt 1cm; text-indent: 0cm; line-height: 115%;">“Ayasofya camisinin mozayiklerindeki çalışma her yıl
olduğu gibi bu yıl da kış dolayısile sonraya bırakıldı. Birincikânunun birinden
itibaren nisana kadar bu karanlık günlerde camide çalışmak hem güçtür, hem de
faydalı olmuyor. Şimdiye kadar olduğu gibi senenin çalışılan ayları nisandan
teşrinisaninin sonuna kadardır. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>