Avrupa Saraylarında Bir Osmanlı Casusu- Sicilyalı Mehmed Ağa (2)
-----
2023-04-02 00:00:00
<p> Bundan birkaç hafta önce sizleri Avrupa
saraylarında, özellikle de Fransa sarayında yakalanmadan 45 sene casusluk
yapmış olan Sicilyalı Mehmed Ağamız ile tanıştırmıştım. Bazı dostlarımız
casusumuzun faaliyetleri ne alemde diye takılmadan edemediler. Bunun üzerine
bizim de tekrardan bu merak uyandıran konuya geri dönmemiz şart oldu. Bakalım
Mehmed Ağa ya da casusluk ismi olan Titus Molderiensis Clericus ikinci ve
üçüncü mektuplarında neler yazmış...</p>
<p class="MsoNormal"><b> İkinci mektup:<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal"> Hazinedarbaşına,<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"> Kendim hakkında çok iyi bir düşüncem vardı ve
bu kadar kısa surede Fransa Sarayı ve kralın nasıl yaşadığına dair bir malumat
yazacağımda bunu kime yazacağımı yeterince düşünemedim Yaşlı bir Arab'ın biri
bir şeyler hakkında mükemmel bir bilgiye sahip olmak için, onları birden fazla
bilmeli ve üç kez unutmalıyız ki, dördüncü kez öğrendiğimizde, tamamen bizim
olabilsinler, demiştir. Bu düstur bana bundan sonra arkadaşlarıma nasıl
yazacağımı öğretecektir; işleri anladığım gibi değil, anlaşılması gerektiği
gibi yapmamı. Çünkü bir iş bir kez iyi yapıldığında, iki kez kötü yapıldığından
daha iyidir. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"> İspanyolların bütün dünyanın kendilerinin
olması için diğerlerinden avuç avuç almakta beis görmediklerini sanırım
söyleyebilirim. Kadırgalarından yirmi ikisi ve diğer bir takım küçük gemileri
ile beraber Provence devleti açıklarındaki Azize Margaret ve Aziz Honorat
adlarında çorak fakat konumu ile değerli iki küçük adayı işgal ettiler. Bu
adaları ne kadar işgal altında tutacakları da bir muamma. Bu iki devlet
arasındaki savaş, özellikle iki İtalyan Prensi, Savoy Dükü Victor Amade ve
Mantua Dükü Charles Gonzaga'nin ölümünden sonra da devam edecek gibidir. Bu iki
milletin kendi çıkarlarını bilmemelerinin ya da bildikleri halde ihmal
etmelerinin kaderleri olduğuna inanıyorum.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"> Devletimiz güç ve büyüklükte diğerlerini
aştığı gibi, birlik ve uyumda da öyledir, yani savaş yapmak veya barış içinde
yaşamak dahi bizim gücümüzdedir. Hıristiyanlar, hâlâ nefret ettikleri ve barbar
muamelesi yaptıkları bize saldırarak kaybedecekleri maddi avantajları ve bize
cihat etme imkânı vermeleriyle edecekleri iyiliği de asla düşünmezler. Bordo Başpiskoposu, şu anda Fransız Deniz Kuvvetlerinin
başıdır. Rahip olmasına rağmen asker olmasına izin verilen bir kişidir. Kendi
adıma, onun rütbesindeki bir piskoposun cemaatini, kilisesini ve görevini nasıl
terk edebileceğini anlamıyorum. Kafirlerin dediği doğruysa Fransa Kralı çok
münevver biri olduğundan onu görevlendirdiği için, onun iyi bir denizci ve
asker olması icap eder. Gerçi bu konu bizim umurumuzda da değildir. Bu konuda daha fazlasını söylemeye lüzum dahi yoktur. Hangi
dine mensup olurlarsa olsunlar, prensler her zaman kutsanmışlardır ve
yaptıklarının avam tabakanın kapasitesinin üzerinde olduğunu görerek, onlara
ancak saygıyla yaklaşılmalıdır. Padişah
efendimizin sıhhatli olduğunu duymak isterim; çünkü o iyi olduğunda, tüm dünya
benim için iyidir ve o olmayınca da ben bir hiçim. Burada olanları daha doğru
bir şekilde yazmak için Sadrazam'a bu kadar çabuk (ölçüp tartmadan)
yazmayacağım.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family:"Times New Roman",serif;mso-fareast-font-family:
"Times New Roman"">Burada kafa karışıklığı içinde kaybolmuş bir adam gibiyim;
çünkü bu kasaba bir şehirden çok bir eyalet gibi görünüyor. Her şey acele ve
gürültülü, insanlar her iş için koşturuyor. Erkeklerin çoğu denizde veya karada
sürekli bir maceraları içindedirler. Kadınlara gelince, onlar hiç boş
durmuyorlar, kendilerine uygun olan dükkanlarda ya da birinin evindeki mutfakta
çalışıyorlar. Yine de kendilerini birilerine beğendirmek adına bizimkilerin
kendilerini gizlemek için yaptıklarından daha çok kendilerine özen
gösteriyorlar. Sağlığına dikkat et, çünkü seni arkadaşlarımın arasında
göremezsem kederli olacağım.</span><br>
<!--[if !supportLineBreakNewLine]--><br>
<!--[endif]--><span style="font-family:"Times New Roman",serif;mso-fareast-font-family:
"Times New Roman""><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family:"Times New Roman",serif;mso-fareast-font-family:
"Times New Roman"">Paris, 1637 senesinin 10. Ayının 25'i<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family:"Times New Roman",serif;mso-fareast-font-family:
"Times New Roman""> </span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family:"Times New Roman",serif;
mso-fareast-font-family:"Times New Roman"">Üçüncü mektup:<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family:"Times New Roman",serif;mso-fareast-font-family:
"Times New Roman"">Derviş Mehmed Paşa'ya (*)<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal">Mektuplarımda
anlatmak için görmek istediğim bir törende bulundum. Bu, Hıristiyan Kralların, düşmanlarına
karşı galebe çalmak için kiliselerinde söylettikleri Te Deum'dur. Te Deum,
Ambrose ve Austin adında iki Aziz tarafından bestelenen bir ilahidir.
Fransızlar İspanyolları yendiklerinde Te Deum'u söylediler ve bunlar diğer
düşmanlarını yendiklerinde de aynısını yaparlar. Bu iki millet, birbirlerini
yok etmekle, Müslümanların üzerine düşen vazifeyi yapmaktalar. Bunu
yaptıklarında da, yaptıkları kötülükten dolayı (birbirlerini savaşta
kırmalarından ötürü) Allah'a şükrederler.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İspanyollar,
Languedoc'ta küçük bir yarımada olan Leucate'i kuşatmışlardı. Burası, birkaç
kadırga ve dört küçük geminin güvenle demirleyebileceği dört fersah uzunlukta
iki limandır. Bu limanlar İspanyollar tarafından büyük bir hararetle saldırıya
uğradı, ancak bu saldırı daha sonra büyük bir zaiyata sebebiyet verdi.
Saldırganların geri çekilmek zorunda kalması,<br>
utanç verici bir kaçıştan farklı
değil. Kaçarken de yüklerini, silahlarını ve diğer tüm tedariklerini
bıraktılar. Fransızların sevinci de bu yüzdendir.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kont
Serbellon, savaştan önce buranın komutanı olan Barris'e, sabit bir emekli maaşı
ile birlikte büyük miktarda bir parayı teslim olması için teklif etti.
Reddedilince de bir anda harekete geçmek zorunda kaldı ve bu onlara pahalıya
mal oldu. Kısacası İspanyollar tamamen mağlup oldular. Serbellon, Katalonya
umumi valisi olan Cardonn Dükü'nün oğlu ile beraber Perpignan'a doğru çekildi. Tüm çadırlarını, kap kacaklarını ve orduya ödemesi için
getirilen paraları dahi kaybetti. En önemlisi de bu adamın yeni bir savaşma
fırsatı bulana kadar yiğit asker itibarını da kaybettiğini de söyleyeceğim. Bu
zafer krala bizzat yardım eden kraliçe, iki kardinal, vüzera divani ve maliye
heyeti ile burada mahkeme heyeti dedikleri şeyin birlikteliği ile kazanıldı.
Sonuç tabii ki çok şanlı olmalıydı. Bunların yanı sıra, aynı dinden kardeşlerini öldürmek
pahasına da olsa, krallarının elde ettiği basari için sevinçlerini ifade eden
sayısız bir halk topluluğu da kutlamalarda vardı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Selametle
kalınız<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Paris, 1637
senesinin 10. Ayının 25'i<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family:"Times New Roman",serif;mso-fareast-font-family:
"Times New Roman"">Dipnot: Mehmed Ağa'nın Derviş Mehmed Paşa dediği Sultan I.
Ahmed zamanında sadrazamlık yapmış olan Boşnak Derviş Mehmed Pasa değil, Sultan
IV. Murad devrinde Mayıs 1632- Şubat 1637 arasında sadrazamlık da yapmış olan
vezir Tabanıyassı Mehmed Paşa olmalıdır.
Bu mektup yazıldığında Mehmed Paşa sadrazamlıktan çoktan azledilmiş
olmakla beraber, Mehmed Ağa'nın henüz bundan haberinin olmadığı ya da haberi
olduysa bile mektubu paşaya şahsen yazdığı anlaşılmaktadır.<o:p></o:p></span></p>