Asla Boyun Eğme: Hz. Sümeyye
Pirimin son kelamı kibarıyla söze başlayalım;
“İş'in aslı; Hüda, Hüda ile bulunur,
Yaradan bilmekle değil, bitmekle zuhur edermiş.”
Ol övdüğüm yüce Tanrı, dost oluverip medet versin.
Yığışdırsın, dürüştürsün,
Günahımızı sevgilisine bağışlasın.
Medet ya Hûû… (Asla Boyun Eğme Romanından)
***
İnsanın nesneye “kendi zannınca”, “ ölçüsünce” daha fecisi “maslahatınca” yüklediği her mana ya da kutsal değer o şeyi yozlaştırıyor, az sonra yabancılaştırıyor ve daha fecisi putlaştırıyor.
İnsan hakikate bu yüzden bütüncül bakarak yahut hakikat nazarından var olana bakarak varlıktaki manasını kavrayabilir. Varoluşu kendileştirmek, kendi idrakine sıkıştırmak onu anladık zannederken kendi idrakimize hapsetmek ve yozlaştırmak olmamalıdır.
İnsan özündeki iyilik, sözündeki doğruluk ve gözündeki güzellikle varlığı bütün bir samimiyet ve idrakle gördüğünde varlığın manasına varoluş üzerinden ulaşabilir. İşte tam burada kalb-i selim, akl-ı selim ve zevk-i selim ile âlemi seyran eyleme keyfiyeti gündeme gelir. Varlıkla yüzleşmenin sessiz ama derin etkisi de belki insanı bu birleşik bakışıyla teşekkül eder.
Din varlığın manasının anlaşılmasında önemli kaynaklardan biridir. Sonsuzluğa dair bilgi insan aklına idraki nispetinde kendi cinsinden bir peygamber ve kendi dilinin imkânlarıyla iletilir. Hüda böylece hüda ile bilinir olur. Çöllerde başıboş gezen insan için bundan sonra mana ve mahiyet teşekkül eder. Hz. Muhammed işte nesnenin manasıyla yeniden ve nihai olarak tanışmasıdır. Sahabeleri de bunun aziz şahitleri. Hz. Sümeyye bu cümleden müstesna bir kadın, anamız.
***
“Sana anlatacaklarım yaşlı köle bir kadının hikâyesi, benim hikâyem. Tüm mahzun kadınların hikâyesi burada yazılanlar. Çölü ve Mekke'yi tanımayanlar, benim gibi kimsesiz bir kadının başına gelenleri hiçbir zaman anlamayacaklar. Zamanımız çok az. Saat yaklaştı ve ay yarıldı, çetin iş yaklaşmakta. Perdenin açılacağı vakte hazırlanman için; Peygamberle yaşadıklarımı sana eksiksiz anlatacağım.” Hz. Sümeyye bu sözlerle başlar hikâyesine…
Çınar Ata, daha önceki romanlarındaki muhtevayı üslubundaki derinleşmeyle ileriye taşıyarak yeni bir eserle huzura çıktılar: Asla Boyun Eğme.
Çınar Ata tarafından kaleme alınan Asla Boyun Eğme adlı çalışma insanî esasımızı anlama çabasının bir roman ölçüsünde, edebiyat zevki ve ruhun bir sanatçı aydınlığında sözlere dökülmesi suretiyle Panama Yayınlarından neşr olunarak milli kütüphanemizde yerini aldı. Hz. Sümeyye'nin hayat hikâyesi bağlamında çölde başlayan ve okuru bir çöl içinde karşılayan
bu roman, modernite çöllerindeki savrulan insanın hayatına asr-ı saadet öncesinden ve içinden seslenir. Çölde yalnız ve çaresiz bir kadın (r.anha) Sümeyye anamız elimizden tutarak bizi çölden Hz. Muhammed'in Mekke'sine götürür. Peygamberimizin nübüvveti öncesi Mekke ve toplum yapısının yazarın özgün üslubu ile bir anda sizi içine çekiverir, o dönemde yaşamaya başlarsınız. Kumlara gömülen kız çocuklarına ağlar, cahilliğe şaşarsınız. Bir Peygamberin hüzünlere sarılmış çocukluğundan sonsuzluğa muhatap olmasıyla başlayan müşrikler karşısındaki hali de bu süreçte ruhunuzda canlanır. Anlatacağım bu kutlu işleri, ağzı dualı, aksakallı Ata Baba'dan işittim. Dualarımı da hep ondan belledim. Göğsü güzel Karadağların unuttuğu, Ebû Leheb, Muğîre ve Ebû Cehil'in nefesini kesen kıyamı da… Sözleri hikmetli ak koca Pirim, Kulağıma gaybdan, esrarlı meseller fısıldadı sözleri ile okuru karşılayan kitaba Prof. Dr. Sadık Kemal Tural'ın enfes bir takdim yazısı eşlik ediyor. Buna ilave olarak çok seçkin isimlerin katkı sağladığı görülen eser son dönemde dikkat çeken öykü/hikâye yazarlarımızdan Dr. Galip Çağ'ın editörlüğünde hazırlanmış.
Asla Boyun Eğme romanı sizi dışarıdaki bir çölden alıp nihayetinde içimizdeki çöle getirip Hz. Sümeyye üzerinden kendi hikâyemizle baş başa bırakıyor. Sözleriyle özü göze iyi, doğru ve güzelle anlatan bu roman kendi sınırı içinde bir hayatı karşımıza izzet ve ruh coşkusu ile çıkarıyor. Eser, Annemiz, kimselerin davaya sahip çıkmadığı kıyam günlerinde bedenin ve ruhunla âlemlerin efendisine kalkan olduğun gün; kızlarına, kutlu bir yol açtın. Ardından yürüyen binler, on binler, yüzbinler senin yolunu takip ettiler. Bugün Doğu Türkistan'da, Kerkük'te, Karabağ'da, Bosna'da, Filistin'de, Burma'da, Yemen'de, Türkmendağı'nda, Telafer'de, kızların şerefine gölge düşmesin diye her gün canlarını vermeye devam ediyor. Sen, her Müslüman şehit kadının bayrağısın. Sen bizim sultanımızsın! Anneciğim seni çok seviyor ve özlüyoruz. Bu bayrak, Sur'a üflenene kadar yere düşmeyecek. Davamıza “esâtîru'l-evvelîn” diyen her Ebû Cehil'in karşısında dağ gibi bir Sümeyye bekliyor olacak. Sarp yokuşlarda “Asla Boyun Eğme” ilahi emri üzerine yemin ettik. Dönersek iki dünya bize haram olsun! nidasıyla ile niyetini ve mahiyetindeki esası ortaya koyarak sonlanıyor. Bugünlerde ülkemize değişik saikalarla boyun eğdirme çabalarının olduğu ve buna karşı en üst perdeden boyun eğmeyeceğiz seslerinin yükseldiği bir zamanda neşrinin gerçekleşmesi kaderin sessiz bir mesajı olsa gerektir.
Asla Boyun Eğme bizim, sizin insanlığın hikâyesidir. İzzet-i nefis, haysiyet, iman ve şeref için yaşayan herkese bu kitaptan bir pay düşeceğinde şüphe yoktur. Hakka boyun eğip şerre kıyam edenler için gönül dolusu sözleriyle Çınar Ata (Alper Kağan Üçer) bize kendi müstesna üslubuyla insanlığımız ve medeniyetimizin başlangıcından bir mesaj getirmiş. Tebessüm ve gözyaşının hamurunda birlikte karıldığı görülen eser Hz. Sümeyye annemiz ile bize kadim ve mütemadi hikâyemizi Hz. Muhammed'in hayatıyla birleşen bir yerden anlatıyor. Okundukça çoğalacağını ümit ettiğimizi bu eserin anlaşılarak ve hissedilerek büyümesi ise hakikat adına samimi temennimizdir. Doğu Türkistan'a ithaf edilen bu eserle bir Çınar gölgesinde Ataların sözüyle özümüze dönmek zamanıdır…
Vesselam