Ankara Gelenekten Geleceğe-1: Tarihten Başkent’e Bakmak

-----

Tarihi unutmak birey için gözlerinin bozulması gibi bir mana da taşıyabilir. Bu iki yönlü bir anlamdır: Tarihi malumatın içinde meknuz esası görmeyi engellemesi nedeniyle oluşan zaaf, diğeri ise geleceğe bakışın bozulması ve ileriyi görememek nakısasının oluşmasıdır. Bu takdirde önümüzdekini göremediğinizden önümüzü göremez hale geliriz.

Ankara, devletimizin başkenti olarak taşıdığı mana yanında tarihi katmanlarıyla da Anadolu'daki hikâyemizin küçük bir numunesini yansıtan bir tarih resmi de sunar. Roma hamamı gibi kadim kültürlerin bakiyeleri yanında ve üstünde Hacı Bayram Camii ve türbesi yanındaki tapınak ve sair kalıntılar üzerinde yükselen umranımız bu şehirde nazarımıza tarihi süreçte Türkiye eylediği bu topraklardaki varlığımızı fısıldar. İdeolojik kafaların çekişme sahası haline getirmek istedikleri bozkırdaki bu şehri katmanlarıyla anlarsak Cumhuriyetimiz ve müstakbelimize doğru sırtımızı güçlü bir maziye dayayarak ilerleyebiliriz.

Bu bakımdan burası ne bir nevzuhur dayatma şehri be de köksüz bir millet yaratma merkezi değildir. Kale civarındaki Selçuklu katmanlarından Ulus'a doğru inerken Osmanlı devirleri ve ilk Meclis sizi Milli Mücadele üzerinden Kızılay'a ve oradan Çankaya'ya taşır ki şimdi Beştepe ile bu sürece devletimiz adına yeni bir anlam daha eklenmiştir. Türklerin Anadolu'daki macerası ve mecrasında ne varsa bu şehir Haçlıların ve Moğolların saldırısı da dâhil hepsine şahitlik etmiş bir taşın şehridir. Cumhuriyet nasıl devletimiz gibi kökler üzerinde inşa olunmuş ise başkenti de aynı mazinin akisleriyle dolu ve nihayet çağdaş veçhesiyle aktüel hayatımızın şehridir.

1071'de Selçukluların Malazgirt zaferi sonrasında Anadolu'ya girmelerinden sonraki yıllarda Ankara'nın, Bizanslılar ve Selçuklular arasında birkaç kez el değiştirdiği görülür. Selçuklular döneminde Ankara kenti, kalın surlarla çevriliydi ve askeri öneme sahipti. 12. Asırda şehir kesin olarak Türk hâkimiyetine girdiği ve adının “Engüriye” olduğu kaynaklara yansır. 1304 yılında İlhanlıların eline geçen Ankara, 40 yıl süreyle onların yönetiminde kaldı. Ankara XIII. yüzyıl başlarında Emir Kızılbey tarafından inşa ettirilen camii ile sur dışında gelişmeye başlamıştır 40. Ulus'ta bugünkü Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü civarında inşa edilen Kızılbey Camii kale kapılarından 900 metre uzakta bulunmaktaydı. Ankara Kalesi etrafında bugün yer alan cami, türbe vs eserler bu Selçuklu geçmişinin müstesna örnekleri olarak şehrin Türklere dair en eski hatırlarını göstermeye devam eder.

Ankara Osmanlılara ilk olarak Orhan Bey zamanında geçtiği görülür.(1356) Lakin şehir, kısa bir süre için bu hâkimiyet sarsılsa da I. Murat tarafından yeniden(1360) alındı. 1402'de Yıldırım Bayezid ve Timurlenk arasındaki Ankara Savaşında şehir kısa bir süre Timurlu hâkimiyetinde kalır. 1414'de Ankara nihai olarak Osmanlı hâkimiyetine girer. Ankara Osmanlı asırları boyunca Türk hâkimiyetinin bir şehri olarak yaşamış ve son dönemde devletin çöküşü zamanlarında yeni devletimizin doğuşunun merkezi olmuştur. Millî Mücadelemizin sembolü haline gelen bu tarihi şehir, 29 Ekim 1923 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti'nin ilanından sonra giderek büyümüş; yepyeni, büyük ve modern bir görünüm kazanmıştır. Böylece Osmanlı ve Cumhuriyet katmanları üst üste gelerek bu şehre dair geçmişimizi süreç içinde süreklilik ve kimliğimiz bağlamında devam ettirmiştir. Başken Ankara bir kopuşun değil bir süreklilik ve sürecin şehri olarak geleceğimizi temsil etmeye devam ediyor. Kaleden Selçuklu mirasından Hacı Bayram ile selamlaşıp az aşağı indiğinizden Osmanlıdan Milli Mücadele ve Cumhuriyete kavuşursunuz bu şehirde.

Ankara'nın bu katmanları içinde şehrin unutulan bir değeri ve merkezlerinden biri olan namazgâh bütün bu hatıraların hepsini kucaklayan bir sembol ve hafıza mekân olarak hatırlanmayı bekliyor. Bu mesele de bir sonraki yazıda ele alınarak Ankara'nın manasına dair düşünce turumuz tamamlanmaya çalışılacaktır. Türk tarihinin bütünlüklü, anlamlı ve üslubumuzu gösteren izleriyle bizi bize gösteren Ankara varlığımızı vatanın merkezinde temsil eden bir mekân ve zaman mahiyetine sahiptir. Şehrin modern veçhesi içinden şuurumuza konuşan anlam ve bu muhteva anlaşıldıkça bu topraklardaki mefkûremiz ve imanımız aidiyetine daha büyük güçlerle destek bulacaktır. Nurettin Topçu'nun tabiriyle tarih babamız ve coğrafya anamız ise milletimizin ve seciyemizin hikâyesinin yazıldığı tarihin Anadolu'sunun bu şehri ve bütün şehirlerini bu gözle düşünmek ve anlamak bizi birliğin ve müştereklerin dünyasına taşıyacaktır. Şehirlerimizin ruhundan maddi bakiyelerle izleri akseden Selçuklu-Osmanlı ve Cumhuriyet devirlerinin birlikteliğini ve milletimizin bunu var etmedeki gayret ve gayesini görmek bizi anlamsız ideolojik saplantıların ötesinde gerçek bir kendilik bilincine ve birliğe taşıyacaktır. İşte belediyelerimiz, diğer tüm kurumlarımız gibi,  bu anlamın da takipçisi olmalıdırlar.  

Şehir şahsiyetimizin ve varoluşumuzun izleriyle bizi yaşanan yer olmanın ötesinde hikâyemizin derinlerine de taşır ve taşımalıdır.