Afrika'da hikmetin yolculuğu (1) İRFANİ MEKTEBİN ZENGİN YURDU, AFRİKA
-----
2022-12-15 00:00:00
<p>Afrika’nın İslam ile
tanışma süreci aynı zamanda bir özgürleşme sürecidir. Batılılar Afrika’yı
“paylaşılması gereken bir pasta” olarak görmüşken İslam ve Müslümanların
tarihinde Afrika Habeşistan’a ilk hicretten beridir özgürlüğün coğrafyasıdır.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify">İslam tarihinin büyük
sembollerinden olan Bilal Habeşi, Afrikalıydı ve Hicretten hemen sonra
Müslümanlar bu güzel kıtayı İslam’ın nuru ile aydınlatma yarışına girdiler.
Amerikadaki Müslüman zenci hareketlerine "Bilalian Movement' denilmesinin
altında bu büyük idealin ‘Bilali Habeşi’ adı ile simgeleştirilmesi yatıyor. Araştırmacı yazar İ. Ethem Bilgin,
“Afrika’nın yayılmasında tasavvufun yolu” isimli geniş araştırmasında İslam’ın
bu kara kıtada nasıl yaygınlaştığının altı çiziliyor. Bilgin, araştırmasında
verdiği birbirinden ilginç bilgiler ve rakamlar ile kara kıtayı zihinlerimizde
aydınlatıyor.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify">Yüzyıllarca bu büyük
kıt'a Müslümanlara Bilal-i Habeşi gibi yüksek bir ideali hatırlatmışken,
emperyalist Batı dünyasına ise yenilmesi kaçınılmaz nefis bir pasta görüntüsü
vermiştir. Afrika, Batı için “kara bir sayfa” iken, Müslümanlar için gönüllerin
sükûnete kavuştuğu bir güzel kıtaydı. İslam, kara kıtaya Müslüman tarikatlar
vasıtasıyla girmiş ve inanılmaz bir hızla yaygınlaşmıştı. 1890'lı yıllarda,
Kuzey Afrika ülkelerinde sosyolojik-etnolojik çalışmalar yapan iki Fransız,
Cezayir de tespit edebildikleri sufi tarikatlar ve müntesip müritlerin 300 Bin
civarında olduğu bilgisini veriyorlardı. Nüfusu 2 milyonu geçmeyen bir ülkede
üç yüz bine yaklaşan tarikat bağlısı, o ülkede tasavvufun ileri seviyede yaygın
ve etkin oluşunun göstergesiydi. Mısır'da da durum ilginçtir. Mısır Sufi Yüksek
Kurulu 1970'li yıllarda, Mısır sınırları içerisinde 60'ı aşkın tarikatın
varlığını tespit etti. Yine Senegal'de idari mercilerin verdiği rakamlara göre
1957 yılında 1.000.000 Ticani, 423,000 Sunusi, 304.000 Kadiri ve 23.000’de
başka tarikatlara mensup insan vardı. Bu durum, Afrika Müslümanlarının
hayatında tarikatın önemli yerinin bulunduğunu gösterme bakımından dikkat
çekici. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify">E.W. Lane isimli bir
Batılı da, 1900’lü yılların başlarında Mısır'a yaptığı seyahatten edindiği
izlenimleri "Manners and Customs of the Modern Egyptians" adlı
eserinde anlatıyor. Lane, kitabında uzun uzun sufilerin düzenledikleri
törenlerden bahsediyor. Bu törenlerde Lane, İslam'ın sınıfsız bir dünya
anlayışının en güzel örneği olarak her tabakadan insanın en ufak farklılık
gösterisine saplanmaksızın kardeşlik duyguları içinde karışık olarak bir araya
geldiğini hamal, memur, subay, sekreter, müdür, polis vs. gibi her meslekten
insanın aynı tarikat şemsiyesi altında yerini aldığını anlatıyor. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify">Afrika'nın İslam
yayılışına sahne oluşunda, birçok önemli kilometre taşı var ama bunlardan en
ilginci bir tasavvuf akımının devlet olmasıdır. İslam’ı yaymak ve müdafaa etmek
üzere canlarını fedaya hazır olan ve sınırlarda bekleyen dervişlere Murabıt
deniliyordu. Dervişler, sınır boylarında Allah rızası için ‘Ribat’ denilen
kuvvetli kaleler kurarlardı. Bu dervişler ‘muratıplar’ olarak biliniyorlardı.
Bunlar 1056 yılında Kuzey Afrika’da devletleşmişlerdi. İlk kuruluş döneminde
murabıtlar Sahranın aşağı taraflarına Nijer yahut Senegal nehri kıyısına veya
Moritanya'nın sahil kesimlerinde Levrier körfezine ilk ribatı kurdular.
Buradaki hayatları çok dindar bir tarza dayalı olarak devam ediyordu.
Mezhepleri Maliki olan bu sufiler şeyhleri Abdullah b. Yasin önderliğinde
İslam'ın zaferi ve yayılması için uğraşıyorlardı. Şeriatı en küçük noktasını
ihmal, etmeden yaşamak onların baş prensibiydi. Önce bin kişilik talimli ciddi
ve güçlü bir ordu kurdular, Kısa zamanda başarıları, etraflarında 30.000
kişilik bir kuvvet teşekkülüne imkân sağladı.
Önceleri dini ıslahat gayesiyle ortaya çıkan bu devletin merkezi Merakeş
olup, Abbasi halifesine bağlıydılar. Bayrak renkleri Abbasiler gibi siyahtı.
Sünni bir cihad hareketini başlatan bu ilk Murabıtlardan sonra onların yerini
12. yüzyılda Mehdi İbni Tumart başkanlığındaki muvahhidler alarak selefinin
tuttuğu yolu takip ettiler. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify">Şeyh Abdullab bin
Yasin'in vaazları ve Senegal'de kurulan bir ribat dolayısıyla İslam Moritanya
ve Senegal’de de hızla yayılmaya başladı. 12. yüzyıldan itibaren İslam bu
bölgelere girmeye başladı. Tukulörlerin yaşadıkları bölge olan Futa ile 1776'da
İslami bir devlet teşkil eden Wolof'ların büyük çoğunluğunun İslamiyet'e
girişleri ise, 13. yüzyıl sonlarına doğru oldu. İslam’ın bu hızlı yayılışında
en büyük pay, murabıtlar denen dervişlere aitti. Özellikle Moritanya'da
tahsillerini gören bu kara tenli dervişler, dönüşlerinde köylerinin şefleri
oluyorlardı. Bugünkü Senegal'in Kuzey Batısındaki Wolof krallığı, İslam dininin
Afrika’da arasında yayılmasının güzel bir örneğini teşkil eder. 1864 yılında
Kuzey-Batı Senegal bölgesini ziyaret eden bir Avrupalı seyyah halkın büyük bir
kısmının Müslüman olduğunu ve halk arasında şeyhlerin büyük bir nüfuza sahip
bulunduklarını yazıyor. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify">Murabıtların,
hidayetine vesile olduğu Afrika ülkelerinden biri de Yeni Gine. Kuzey'den gelen
Murabıtlar yerli halkı birliğe davet edip, candan bir yakınlık gösterdiler. Bu
yakınlık binlerce yerlinin Güney'den, Kuzey'e kaçıp Fouta Djolan'da İslamiyet'i
kabul etmeleriyle sonuçlandı. İslam, bu şekilde Batı Afrika'daki yerli
kralların baskılarına son verdi. Fouta Djolan İslamiyet'in Batı Afrika'daki
yayılma merkezi olurken kısa bir sürede 525 Bin nüfusluk Malinken, 250 Bin
nüfusluk Soussou ve 160 Bin nüfusluk Kissi gibi Yeni Gine kabileleri de tamamen
İslam'a girdiler. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify">Gana'nın
Müslümanlarla teması çok eskilere gitmekteydi. Emeviler zamanında bu bölgeye
inen bazı İslam askerleri, Gana İmparatorluğunun devlet kademelerinde yüksek
memurlukları ele geçirmişlerdi. Bu husus, o devirde yaşamış tarihçi el-Bekri'nin
eserinden anlaşılmaktadır. O tarihlerde imparatorluğun başkenti iki kısımdan
ibaret olup, bir bölümünü putperestler, öbür bölümünü de 12 camiye sahip
Müslümanlar meydana getirmekteydi. Bir
kaç sene sonra İbn Yasin'in başlatmış, olduğu İslam'ı yayma hareketi Gana'ya
kadar uzanmış ve tarihçi ez-Zuhri'nin belirttiğine göre 1076 yılına doğru
Murabıtlar tarafından bu bölgeye İslamiyet iyice yerleşmişti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify">Konu çok detaylı,
yerimiz kısıtlı. Arzu ederseniz Mali’den Nijerya’ya bütün Afrika genelinde İslam’ın
yayılmasına, Ticanilere, Kadirilere, Abdulhamit Han Hazretlerinin bölgeye ve
tarikatlere ilgisine ve derviş devrimcilerin direniş örgütlerinden misyonerlere
karşı verilen destansı mücadelelere bir sonraki yazımızda devam edelim
inşallah.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify"> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify">***<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify"><b>MAARİF TRENİ KAÇAR MI?<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify">Türkiye Maarif Vakfı, yurtdışında bayrağımızı dalgalandıran
ve Türkiye adına dünyada Kamu/Eğitim Diplomasisi faaliyetleri yürüten güzide
bir kurumumuz. Misyonu, temsil kabiliyetleri ve ülkeler arası ilişkilerdeki
ağırlık gereği elçiliklerimiz yurtdışındaki bütün çalışmaların odak noktası
değil. Çeşitli nedenlerle yurtdışında bulunan kamu görevlisinden sivil toplum
çalışanlarına, turistlerden ticaretle meşgul olan işadamlarına kadar bütün
Türklere bir şekilde hitap ediyor Türkiye Maarif Vakfı. Daha sınırlı sayıda
ülkede bulunan Yunus Emre Enstitüleri, Diyanet Ateşelikleri, TİKA Ofisleri veya
THY gibi ofislerin Türkiye Maarif Vakfı kadar yurtdışında gerek Türklere ve
gerekse bulundukları ülkelerdeki halka dokunma imkanı yok. Bu makas ilerleyen yıllarda
katlanarak artan öğrencileri, velileri ve mezunları ile çok daha fazla açılacak
ve Türkiye Maarif Vakfı bulunduğu ülkelerde Türkiye’nin hemen her alanda temsil
edildiği ana merkezler olacaktır. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify">Türkiye Maarif Vakfı bugün 51 ülkede 50 bin öğrenci ile
faaliyetlerini sürdürüyor. Bu okullarda fen, sosyal bilimler, bilişim, yerel
kültür, bazı bölgelerde İslami eğitim ve farklı yabancı diller ile Türkçe
eğitimleri veriliyor. Bu, ülkemizin geleceğe yaptığı çok büyük bir yatırımdır.
Bu okullarda bin türlü sıkıntılara ve kısıtlı imkanlara rağmen Türkçe
eğitimleri veriliyor. Her bölgede aynı ağırlıkta olmasa da Türkçe ile Türk
Kültürü ve Medeniyetinin genç dimağlara aktarılması ilerleyen yıllarda çok daha
fazla Türkiye dostunun yetişmesine vesile olacak. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify">Maarif Okullarının kurduğu ve kuracağı kültürel diplomasi,
insani ve ticari ilişkiler Türkiye’miz adına stratejik bir misyonun adıdır.
Burada dikkat edilecek en önemli husus ise kuruluş ve temellerin atıldığı bu
ilk dönem sonrasına ne kadar hazır Türkiye Maarif Vakfı? 300 yıllık Batı
hegemonyasının ürünü eğitim müfredatlarından, kurum yönetimlerine, eğitim
kadrosunun zihnen 657 kıskacına alınma tehlikesinden kademeler arası sağlam ve
samimi dil oluşturma çabalarına kadar iyi niyetli girişimler Türkiye Maarif Vakfı
bünyesinde ne kadar karşılık bulacak, göreceğiz. Ben şahsen çoğunu tanıdığım
TMV üst yönetiminin derdinin Türkiye’deki okulların benzerlerini yurtdışında
inşa etme olmadığını biliyorum ama bunun sahadaki yansımalarını ilerleyen
süreçlerde göreceğiz. <o:p></o:p></p>