Laiklik elden gidiyor, şeriat geliyormuş: Sizin adaletinizi 367'den biliriz

Müslüman bir ülkede devlet kurumunun dualarla açılmasına en çok 28 Şubat darbecileri tepki gösteriyor. İnanç değerlerimize saldıran, hukuku bir dönem ayaklar altına alan ve 367 garabetine imza atan o isimleri çok iyi tanıyoruz.

Gündem 03.09.2021, 13:10 03.09.2021, 14:24
Abone ol
Laiklik elden gidiyor, şeriat geliyormuş: Sizin adaletinizi 367'den biliriz

Yargıtay binasının dualarla açılmasına en büyük tepki Türkiye'deki 28 Şubatçı zihniyetten geldi. Meclis'te '367 krizi' olarak bilinen garabeti Türk siyasi tarihine sokan isimler, çok eski bir nakaratı yeniden tedavüle soktu: "Laiklik elden gidiyor, şeriat geliyor!"

Sokakların bile 'kamusal alan' olduğunu iddia ederek başörtülü kadınların dışarıda gezerken gözaltına alınması gerektiğini savunan kafa yine hortladı. Yargıtay'ın Ankara-Ahlatlıbel'de inşa edilmiş yeni hizmet binasının dualarla açılmasını hazmedemeyen kesimler, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş'ı hedef tahtasına oturttu. 

"Laiklik elden gidiyor" korosunun liderliğini üstlenen Cumhuriyet gazetesi, Çankaya Köşkü'ne AK Parti'li bir ismin oturmaması için hukuk kurallarını tersine çevirmiş Sabih Kanadoğlu'nun görüşlerini manşete taşıdı. Okuyucunun karşısına "Devletin dini yoktur" sürmanşetiyle çıkan gazete, Sabih Kanadoğlu'nun ağzından şu satırları yazdı: "(Yargıtay binasının açılışı) 'Laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devletdir' diye tanımlanan Türkiye'ye değil, şeriatla yönetilen bir ülkeye yakışan bir açılıştır. Devletin dini yoktur, adaleti bağımsız yargı sağlar. Diyanet İşleri Başkanı'nın konuşması bir şeyhülislam konuşmasıydı."

Konu Müslümanların inanç biçimi olunca 'dinsiz devlet'i savunan ancak Hristiyan ve Yahudilerin ritüellerine karışmamayı tercih eden 28 Şubat kafası, 'dinci' diye nitelendirdiği Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturmaması için pek çok tezgah tertiplemişti. 16 Mayıs 2007'de görev süresi sona eren Ahmet Necdet Sezer'in yerine seçilecek isim, dönemin başbakanı Tayyip Erdoğan tarafından açıklanmış ve Abdullah Gül, AK Parti'nin cumhurbaşkanı adayı olarak ilan edilmişti. 

Anayasa'nın 102. maddesine göre cumhurbaşkanı seçilebilmek için Meclis'teki ilk iki turda nitelikli çoğunluk olan 367 kişi gerekiyordu. Sonraki turda ise salt çoğunluk olan 276 sayısı yeterliydi. 

Eski Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, o süreçten birkaç ay önce Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan yazısında, 367'nin sadece karar yeter sayısı değil, aynı zamanda toplantı yeter sayısı olduğu görüşünü ortaya atmış, oylamaya en az 367 milletvekilinin katılması gerektiğini, aksi halde sonucun geçersiz sayılacağını ileri sürmüştü. 

Yazıdaki bu görüşü Deniz Baykal liderliğindeki CHP'liler ateşli biçimde savunmaya başladı. Çünkü AK Parti'nin o dönemki milletvekili sayısı 367'yi karşılamaya yetmiyordu. 

Meclis, 27 Nisan günü cumhurbaşkanlığı seçimi için oylama yaptı. Meclis'teki iki partiden biri olan CHP oylamaya katılmazken, Abdullah Gül sadece AK Parti'nin desteğiyle 352 oy alabildi. 

Oturumun hemen ardından CHP, '367' iddiasıyla seçimin geçersiz olduğunu savunarak konuyu Anayasa Mahkemesi'ne götürdü. 

Aynı günün akşamı Genelkurmay, tarihe 'e-muhtıra' olarak geçen bir bildiri yayınladı ve AK Parti'yi açıkça tehdit etti. 27 Nisan Bildirisi'nde Yaşar Büyükanıt komutasındaki Genelkurmay Başkanlığı, laikliğin tartışma konusu yapıldığını, sürecin endişeyle izlendiğini ve ordunun bu konuda 'taraf' olduğunu vurguluyordu. 

Anayasa Mahkemesi ise CHP'nin başvurusunu jet hızıyla karara bağlayıp Meclis'teki cumhurbaşkanlığı seçim oturumunu iptal etti. 

Genelkurmay'ın darbe bildirisine karşı net bir açıklamayla karşı duran AK Parti, AYM'nin hukuku tersine çeviren garabetiyle birlikte erken seçim kararı alarak milletin hakemliğine başvurdu. 

AK Parti, 27 Haziran 2007 seçimlerinde yüzde 47'lik oy oranıyla büyük bir zafere imza attı. Üstelik MHP de barajı geçerek Meclis'e girmişti. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM'deki cumhurbaşkanlığı seçimine katılacaklarını açıkladı ve 28 Şubatçı darbeci kesimleri şoka uğrattı. Abdullah Gül, 448 milletvekilinin katıldığı seçimin üçüncü turunda 339 oyla 11. Cumhurbaşkanı olarak seçildi. 

HEPİNİZİ İYİ TANIYORUZ 

2007 yılındaki 367 garabetinin ana aktörü Sabih Kanadoğlu 14 yıl sonra bu kez Müslümanların duasına karşı yine Cumhuriyet gazetesinden boy gösterdi. Geçmişte başörtüsü nefretiyle hafızalara kazınmış isimler de Kanadoğlu'na destek verdi. İstanbul Barosu'nun başkanlığını yaptığı dönem başörtülü stajyer avukatları 'meslek kurallarına aykırı davrandıkları gerekçesiyle' dışlamaya çalışan ve bu nedenle bir dönem yargılanan Ümit Kocasakal ile başörtüsü karşıtlarının avukatı Turgut Kazan bunlardan birkaçı oldu. Cumhuriyet'in görüşlerine başvurduğu eski Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk ise bu toprakların inanç değerlerine yönelik nefretini şu sözlerle açığa vurdu: "Diyanet İşleri Başkanı’na yaptırılan, Cumhurbaşkanı ve Yargıtay Başkanı’nın da katıldıkları dua ile laik Cumhuriyet’e fatiha okutulmak istenmiştir."

Hikmet Sami Türk, başörtülü üniversite öğrencileri ikna odalarına alınırken ve pek çok öğrenci de okula girebilmek için peruk takmak zorunda kalırken "Başınızı bilimin ışığına açın" şeklinde sözler sarf edip 28 Şubat döneminin cadı avına verdiği destekle biliniyor. 

Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!