İmralı gazinosunda cinayet kutlaması: Kuyruğun başını hallettik...

27 Mayıs darbecileri İmralı'da Menderes'i astıktan sonra "Kuyruğun başını hallettik" diyerek gazinoda kutlama yaptı. Bir hakim hayıflanıyordu; "40 kişiye idam verdim, sadece 3'ünü astılar" diyerek...

Gündem 17.09.2022, 10:30 17.09.2022, 11:42
Abone ol
İmralı gazinosunda cinayet kutlaması: Kuyruğun başını hallettik...

Yassıada duruşmaları sırasında ve İmralı'da Adnan Menderes ile arkadaşlarının son anlarını fotoğraflayan emekli Astsubay İsmail Şenyüz'ün anlatımları, 27 Mayıs cuntacılarının nasıl bir ruh hali içerisinde bulunduklarını gözler önüne seriyor. 

Yassıada fotoğrafçısı İsmail Şenyüz.

17 Eylül 1961 günü Menderes asıldığında orada bulunan subayların gazinoda parti verdiklerini söyleyen Şenyüz, o günü hiç unutamadığını söylüyor. Şenyüz yaşadıklarını şu sözlerle anlattı: "Menderes asıldıktan sonra daha birkaç dakika bile geçmemişti ki darağacının hemen yanındaki gazinoya geçtik. Oradaki bazı savcı, hakim ve üst düzey yetkililerin mutlulukları yüzlerinden okunuyordu. Adadan toplanan üzümlerle ziyafet çekip idamı kutladılar. Yalnız hakimlerden bir tek Vasfi Göksu biraz neşesizdi. '40 kişiye idam kararı verdim, ancak 3'ünü astılar' diyordu."

Yol arkadaşları Fatin Rüştü Zorlu ile Hasan Polatkan'ın bir gün önce asıldıklarından habersiz durumdaki Adnan Menderes'in hasta ve bitkin olduğunu ifade eden Şenyüz, şehit Başbakan'ın son anlarını da şöyle şahit olmuş:

"Sabah erkenden Yassıada'da biri profesör iki doktor, ada komutanı ve iki yüzbaşı ile birlikte Menderes'in odasına girdik. Ethem Menderes, odadan yeni ayrılmıştı. Bizi gören Menderes, hafiften doğrulmaya çalıştı. Doktor, 'Efendim sizi muayeneye geldik' dedi. Menderes'i muayene etti. Komutan, o sırada fotoğraf çekmemi emretti. Menderes buna itiraz etti. 'Hastayım ve kıyafetim düzgün değil. Milletimin beni bu halde görmesini istemem' dedi. Komutan ise, 'çekilen bu fotoğrafların eşine ve çocuklarına verileceğini' söyledi. Aslında maksat başkaydı. Çünkü basında Menderes'in hasta hasta idam edileceği yazılıyordu. MBK ise bunun önüne geçmek için 'Bakın Menderes hasta değil' diye fotoğrafları servis edecekti. Bu sözler üzerine Menderes bir şey demedi. Yüzbaşı, Menderes'in başucundaki iki Kur'an-ı Kerim'i alıp yere bıraktı. Ben de o esnada birkaç kare çektim. Makinenin flaşı patlayınca yüzbaşı korktu. Elindeki Kur'an'lar az kaldı yere düşecekti. Sanırım yüzbaşı flaşları yıldırım sandı. Menderes o kadar beyefendi biriydi ki koltuğun altındaki dereceyi gömleğine silip öyle doktora uzattı. Doktor dereceye bakıp 'Efendim sizi hastaneye götüreceğiz' dedi. Hastane dedikleri yer İmralı'ydı."

Askerlerin gözetiminde hücumbota bindirilen Menderes'in beyefendiliğini hiç bozmadığını, vakur ve inançlı olduğunu söyleyen Şenyüz, "Çok sakindi. Kimseye bir şey sormadı. Ne deniliyorsa onu yaptı. O gün denizde yoğun bir fırtına çıkmıştı. Böyle bir fırtınayı daha önce hiç görmemiştim. Her yer kararmış, deniz adeta simsiyah olmuştu. Gökten boşanırcasına yağmur yağıyordu. Dalgalar hücumbotu sallıyordu. Bir ara batacağız sandım. Kendimizi İmralı Adası'na zor attık. Zaten akşama kadar da bu fırtına hiç dinmedi. Bizden sonra da İmralı'ya kimse gelmedi" dedi. 

İşte Şenyüz'ün yıllar önce verdiği röportajdan diğer satır başları: "Menderes'le İmralı'ya indik. Ben önüne geçip fotoğraf çekmeye başladım. Menderes, iki askerin kollarında yürüyordu. Arkasında ise subaylar vardı. Hemen beni uyardılar. 'Önden çekme, arkadan çek, biz görünmeyelim' diye... Çünkü arkadan gelenlerin hepsi subay. Kimisi İrtibat Bürosu'ndan, MBK'dan, kimisi 1. Ordu'dan, içinde hakimler de var. Onlar görünmesin diye önden çekilmesini istemediler. İdam işini sivil idarenin yaptığını anlatmak istiyorlardı. Ama ben şoka girmiştim. Çekemiyordum. Birisi 'çeksene' diye bağırınca o son yolculuk fotoğrafını çekebildim ancak."

ALLAH MİLLETİMİZE ZEVAL VERMESİN

"Biraz daha ilerleyince idam sehpasını gördüm. İrkildim. Köşeyi dönünce, orada meydan var, meydanda sehpa var. Görecek o sehpayı, görünce ne yapacak diyorum ben kendi kendime. Hiçbir şey demedi, önüne bakarak yine sakin bir vaziyette sehpaya doğru yürüdü. Ama Menderes çok rahattı. İnançlı adam tabii, Allah'a kavuşacak. Bunları hesaplamış. Onun bu rahat tavrı beni de rahatlattı. Menderes, adaya iner inmez komutanın odasına götürüldü. İdam hükmü okundu. Menderes, 'Allah milletimize zeval vermesin' dedi. 'İdama gitmeden önce hoca ile görüşmek ister misiniz?' dediler o odada. 'Hemen beş dakika görüşeyim' dedi. Hemen orada beş dakika görüştü. Görüştükten sonra orada beyaz gömleği giydirdiler." 

"Aşağı yukarı onbeş yirmi dakika geçti. Birileri iki de bir içeri girip çıkıyorlardı. Beni bekliyorlardı. 'Daha hazır değil mi, daha hazır değil mi?' diye sıkıştırıyorlardı. Makinenin ayarlarını yapıyordum. İmamla görüştükten sonra orada beyaz gömleği giydirmişler. İdam sehpasına doğru yürümeye başladık. Sehpada bir resim var. Hoca 'şehadet getirelim' dedi, Kelime-i Şehadet getirdiler. Orada boynunda iple sakin bir vaziyette durduğu bir resim var. Menderes'in yan etrafa doğru bakan resmi. Kime bakıyordu diye epey tartışıldı. Hocaya bakıyordu, beraber Kelime-i Şehadet getiriyorlardı. O resmi hiç unutamam."

Cuntacıların Yassıada'da görevlendirdiği Tarık Güryay, Adnan Menderes'i ziyaret için Yassıada'ya gelen ailesine başbaşa görüşme yapma fırsatı vermemiş, Menderes'i de çocuklarının yanında ayakta bekletmişti.

"Menderes, asıldığı andan itibaren dönmeye başladı. İdamlarda yarım saat sonra ölüm tahakkuk edermiş. Hep beraber daha fazla orada beklemeden yan tarafa gazinoya geçtik. Mini bir parti gibi bir şey hazırlamışlar. Adanın üzümünden ikram ettiler. Herkesle beraber yedik. Herkes mutlu, herkes sevinçli. Kuyrukların başı gitti diye, herkes neşe içindeydi. Yarım saat sonra biz doktorla beraber sehpanın yanına gittik; ölüm tahakkuk etmiş mi, etmemiş mi diye. Yarım saat içinde dili şişmişti. Doktor muayene etti. Öldüğünü söyledi. Helikopterle ayrıldık oradan..."


 

Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!