Boraltan Köprüsü faciasının canlı tanığı intihar etmediği için hâlâ pişman: 'Bizi siz öldürün' dediler

1944 yılında İsmet İnönü yönetiminin Sovyetler'den kaçan 145 Azerbaycan Türkü'nü Joseph Stalin'in direktifiyle Ruslara teslim etmesinin acısı hâlâ taze. Facianın canlı tanığı 100 yaşındaki Bekir Doğan, Suriyeli sığınmacılar konusunda Boraltan'ı hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı destekliyor.

Gündem 12.05.2022, 13:32
Boraltan Köprüsü faciasının canlı tanığı intihar etmediği için hâlâ pişman: 'Bizi siz öldürün' dediler

Sığınmacı sorununa ilişkin açıklamasında Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 'Boraltan Köprüsü' mesajı, İsmet İnönü yönetimindeki 1944 Türkiye'sinde yaşanan vahim olayı yeniden hatırlara getirdi. Erdoğan, AK Parti İl Başkanları Toplantısı'ndaki konuşmasında Suriyelileri zorla göndermek isteyen zihniyete seslenerek "Mültecileri Boraltan Köprüsü'ndeki gibi bırakamayız" dedi. 

O dönem Sovyetler Birliği zulmünden kaçarak Türkiye'ye sığınmış 145 Azerbaycan Türkü, dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün direktifiyle Aras Çayı üzerindeki Boraltan Köprüsü'nden Ruslara teslim edilmiş ve kardeş Azerbaycanlılar kurşuna dizilmişti. Azerbaycan Türklerinin "Bizi siz öldürün, onlara teslim etmeyin" şeklindeki feryatlarına rağmen Ankara'dan gelen kesin emirle askerlerin Ruslara teslim ettiği 145 kişi köprünün diğer yanında katledildi.

ASIRLIK ÇINAR DÜN GİBİ HATIRLIYOR 

Sığınmacıların teslim edilmesi emrini gerçekleştiren üsteğmen, yaşadıklarına tahammül edememiş ve tabancasını kafasına dayayıp tetiği çekerek intihar etmişti. Sözkonusu facianın şu anda yaşayan bir tek canlı tanığı bulunuyor. O isim, 1944'te askerliğini yaparken Boraltan'da görevlendirilen ve yaşananları dün gibi hatırlayan Bekir Doğan...

100 yaşındaki Bekir Doğan, sığınmacılar konusundaki duruşu nedeniyle Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı kutlayarak, "Sana aman diye gelmiş, gölgene sığınmış, merhametine sığınmış, dinine sığınmış bir insanı nasıl teslim edersin. Ben, Erdoğan'ı 100 küsur yaşında bir Bekir Doğan olarak Boraltan Köprüsü'nü yaşamış ve görev almış bir insan olarak tebrik ediyorum" diyor. 

Boraltan Köprüsü faciasını anlatan Doğan, Gaziantep'te köyde yaşadığı dönemde, 1944'te harman yerinde oynarken askere alındığını ve görev icabı olarak emir üzerine Boraltan Köprüsü'ne götürüldüğünü belirterek şunları söyledi:

ADAM TABANCAYI DAYADI, İNTİHAR ETTİ

"Saçı beyaz örülü nineler, ak sakallı dedeler, on beş, on yedi yaşında kızlar, delikanlılar feryat, figan ediyor. Sizde vicdan yok mu? İnsaf yok mu? Merhamet yok mu? Biz Türk'üz. Size geldik. Bizi bir kurşuna mı değişiyorsunuz? Bizi niye siz öldürmüyorsunuz da götürüyorsunuz diye bağırıyorlar. Üsteğmenim dayanamıyor. Telefonla ya da telgraf ile 'geri gönderin bizi lütfen' diyor. 'Bunlar Müslüman Türk'tür' diyor. Bunları teslim edeceksiniz diye emir gelince adam beynine tabancayı dayadı, intihar etti. Eğer şimdiki aklım olsa yemin ederim gözümü kırpmadan ben de intihar ederdim. Yani o anı yaşayan bir insan olarak kendimden utanıyorum, mahcup oluyorum." 

"Erdoğan'ın bu zihniyetine, bu görüşüne, bu inancına ben feda olurum, kurban olurum. Neyi teslim edeceksin, sana sığınmış gölgene sığınmış. Aman diyen bir insanın amanını kesmek bizim dinimizle bağdaşır mı, Allah aşkına yapmasınlar. Esas Erdoğan'ı tebrik ediyorum, kurban oluyorum. Bizim, Türk milletimizin inancına, imanımıza hitap ediyor mu, kimi teslim ediyorsun, Sana aman diye gelmiş gölgene sığınmış, merhametine sığınmış, dinine sığınmış bir insanı nasıl teslim edersin."

ALLAH O GÜNLERİ BİR DAHA GÖSTERMESİN 

Bekir Doğan, Boraltan faciasına ilişkin 2 yıl önce verdiği röportajda ise şunları söylemişti: 

"Harman yerinde oynarken, geldiler ve yoklama yaptırmadığım için doğrudan askere sevk ettiler. Vilayete getirdiler, orada caminin avlusunda birkaç gün kaldık. Oradan bizi trene bindirdiler, sevk ettiler. O dönemde tertip yoktu, doğuma göre askerler toptan alınıyordu. Malatya üzerinden bizi Kars'a götürdüler. Gaziantep sıcak iklim, Kars soğuk, 9. aylardaydık, karın içine gömüldük. 9. ayın 17'sinde kar üzerimize çöktü. Çok zor şartlar altındaydık. Çöp kaplarından ekmek kırığı topluyordu askerler. 1944-1945 benim bu anlattıklarım. Allah o günleri bu millete göstermesin. Bu millet daima payidar olsun. 12 kişi bir karavanadan yemek yerdik. Kaşık çatal zaten yok."

"Daha sonra çavuş olarak görevlendirildim. Üsteğmenimiz beni çağırdı. 'Evladım bize verilen mühim bir görev var' dedi. Biz köylü çocuğuyuz, hiçbir tahsilimiz de yok. Bir emir. Mezalimden kaçan, gece ormanlarda, fundalıklarda saklanarak Türkiye'ye sığınanları bizim önümüze kattılar. Ne yapacağız? Horasan, Sarıkamış'tan gittik. Köprüköyü'nde bir gece kaldık. Horasan'da da bir gece kaldık. Kalabalık, yatak yoktu. Azerbaycan Türklerinin halleri iç acıtıcıydı. Günlerce yürüdük. Yolun sonunda neyle karşılaşacağımızı bilmiyorduk ama herkesin içinde kötü bir his vardı."

MÜSLÜMAN MÜSLÜMAN'A BUNU YAPAR MI?

"Azerbaycanlılar bize sık sık 'Biz davar sürüsü müyüz? Bizi nereye götürüyorsunuz? Allah'tan korkmuyor musunuz? Sizde vicdan yok mu?' diyordu. Boraltan denilen yere geldik. Uzun bir tahta köprü. O zaman öyle hatırlıyorum. Bizim haberimiz yok. Üsteğmenimiz çok kıymetli bir subaydı. O da ağlaya ağlaya onlarla konuşuyordu. Üsteğmen konuyla alakalı tekrar tekrar telgraf çekti. Komutanımız bu olaydan sonra silahını çekip intihar etti. Biz neden intihar ettiğini bilemedik. Bizim haberimiz yok, askeriz. Hem de çocuğuz. Aklımız başımızda oturaklı da değil. Göreve gidiyoruz, bir amaç var ama neyin nesi olduğunu bilmiyoruz."

"Onların feryadı, figanı, çığlığı... 'Sizde insaf, merhamet yok mu? Sizde Allah korkusu yok mu? Müslüman Müslüman'a bunu yapar mı, siz Türk değil misiniz? Türk olduğumuz için size sığındık, gölgenize geldik, bizi nasıl teslim edersiniz?' dediler. Katı, çok katı, istenmeyen, hiçbir dine ve ahlaka sığmayan, yakışmayan... Bir Türk, bir Türk'ü götürüp ölüme teslim edemez. 'Bırakın dağılalım, ormanlara gidelim varsın bizi kurt yesin. Türkiye'de ölmek istiyoruz. Onun için türlü meşakkatlere katlandık' diyorlardı."

MISIR SAPI GİBİ YERE YIĞILDILAR 

"Boraltan'da Azerbaycanlıları gören Ruslar sevinç naraları attı. Biz bunları köprüden teker teker isimleri okunarak teslim ettik. Sürüye sürüye köprüden geçirildiler. Allah kimseye öyle bir manzarayı görmeyi nasip etmesin. Zaten elimizden alıp götürdüler. Karşıya geçince 'Hoş geldiniz.' demiyorlar. Ellerinde ne varsa süngü mü tüfek mi, vurduğu zaman 'Allah' diye bağırıyorlardı. Keşke gitmeseydim, görmeseydim, bilmeseydim. Alnımız yerde, gözümüzde yaş, onların üzerimizdeki manevi etkiler bizi küçülttükçe küçülttü. 'Keşke biz de gidip ölseydik.' dedik. Rusların ellerine geçtikten sonra biz uzaktan bakıyoruz, öyle bir muamele ki hayvana yapılmayacak bir muamele. Haksız, insafsız, vicdansız bir muamele... Hepsini sıraya dizdiler makineli tüfekle taradılar. Mısır sapı gibi hepsi yere yığıldı."

ACI OLAY ŞİİRLERE KONU OLDU

1944'teki Boraltan faciası daha sonra şiirlere, acı türkülere konu oldu. Azerbaycanlı şair Elmas Yıldırım, dönemin İsmet İnönü yönetimini üstü kapalı şekilde eleştirdiği 'Dönek Kardaş' şiirinde şunları söylüyordu:

BORALTAN KÖPRÜSÜ ŞİİRİ: DÜŞMAN BEKLER KARŞIDA...

Boraltan acısını yüreğinde hisseden şairlerden Murat Ümit Darga, daha sonra türkü olarak seslendirilecek şu şiiri yazmıştı:

Boraltan bir köprü, 
Aşar geçer aras’ı,
Yuğsan aras suyuyla, 
Çıkmaz yüzün karası.

Karası, karası, 
Merhamet fukarası,
Karası, karası, 
Merhamet fukarası.

Düşman bekler karşıda, 
Önüne kattı beni,
Can alınan çarşıda, 
Kardeşim sattı beni.

Dönüp seslendim geri, 
Merhametsiz birine,
Beni siz vursaydınız, 
Şu gavurun yerine.

(ŞİİRİN YAYINLANMAMIŞ SON KISMI)

Bu imiş meğer istirahat
Yordum kadere kısmete.
Uyusun şimdi rahat rahat .
Deyin öldüğümü İsmet'e.

 


 

Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!