banner2

Boğaziçi havaya uçtuğunda kim kimden hesap soracak?

İstanbul Boğazı’ndan geçen petrol-gaz-kimyasal madde tonajı her yıl daha da artıyor. Yüzlerce yıllık cami ve yalıları geçtik; bu barut fıçıları bir kaza durumunda patlarsa, milyonlarca İstanbulluya ne olacak?

Gündem 26.06.2021, 12:44 25.10.2021, 17:03
Abone ol
Boğaziçi havaya uçtuğunda kim kimden hesap soracak?

1982 tarihli bir BBC haberiyle başlayalım: 
"Bir petrol tankeri kaptanının Karadeniz-Akdeniz arasında kullanabileceği tek bir rota bulunuyor. Manevra kabiliyetinden yoksun, durması millerce süren, ağırlıkları 300 bin tona kadar ulaşan gemiler Boğaziçi'nden geçmek zorunda. İstanbul Boğazı yaklaşık 29 km uzunluğunda ve 800 metre genişliğinde. Boğaz güçlü ve öngörülemez bir akıntıya sahip. Burası o kadar tehlikeli ki burada her yıl gemi kazaları yaşanıyor. 1979 yılında 150 bin tonluk bir Rumen tankeri, Yunan tankeriyle çarpıştı ve Boğaz'ın ağzında alev aldı. Gemi bir ay boyunca İstanbul'un her yerinden görülebilecek şekilde yandı. Her yıl İstanbul Boğazı'nın üzerinden milyonlarca ton petrol taşınıyor."

ECEVİT ‘DE KANAL’ DEMİŞTİ
Bu da 1994 yılı ocak ayında Bülent Ecevit’in dile getirdiği çözüm önerisi: 
"Boğaziçi'ndeki trafik daha da artacak. Karadeniz ile Marmara arasında bir kanal açma konusunu gündeme getirme zamanı gelmiştir. Melen projesiyle İstanbul'un su sorunu temelinden çözülürse batı yakasındaki göller bu kanalın içine alınabilir. Kanalın maliyeti yap-işlet-devret yöntemiyle dış kredilerle azaltılabilir. Kanal sayesinde Boğaz'da trafik azalır, kent büyük bir tehlikeden kurtulur."

GEMİ AZALDI, YÜK ARTTI 
Ecevit’in gemi kazalarını önlemek için kanal önerisi yaptığı 1994 yılında İstanbul Boğazı’ndan yaklaşık 40 bin gemi geçmişti. O tarihten bugüne 25 yılın ardından rakamda büyük bir artış yaşanmadı. 2018 itibariyle Boğaz’dan 41 bin gemi geçiş yaptı. Hizmete giren petrol-doğalgaz boru hatlarının Boğaziçi’ne yönelik baskıyı azalttığı görülüyor. Ancak bu durum güvende olduğumuz anlamına gelmiyor. Çünkü yanıcı-patlayıcı ya da radyoaktif madde taşıyan 8 bin 500 tanker, yıl boyunca İstanbul’un orta yerinden geçiyor. Bu tankerler ağzına kadar petrol ve gaz dolu. Verilere göre 2006 yılında 10 BİN 153 TANKER tam 143,5 MİLYON TON TEHLİKELİ MADDEYİ İstanbul Boğazı’ndan geçirdi. 

2018 yılına geldiğimizde tanker sayısı 8 bin 587’ye kadar düştü. Tarihi yalılar ve yüzlerce yıllık camilerin önünde seyreden barut fıçılarının giderek azaldığını sanıyoruz fakat rakamlar tersini söylüyor. Tanker sayısı 2006’dan 2018’e yüzde 15 düşse de, taşınan yük yüzde 2,7 artış gösterdi. 2018 verileri, 147 MİLYON 375 BİN TON TEHLİKELİ MADDENİN Boğaziçi’nden geçirildiğini gözler önüne seriyor. Teknolojik gelişmelerle birlikte gemilerin yük kapasiteleri artıyor. 70’li yıllarda 100-150 bin tonluk gemilerden bahsedilirken şimdi 300-500 bin ton yük taşıyabilen tankerler hizmet veriyor. 

PATLARSA KAÇ KİŞİ ÖLÜR?
Türk Boğazları bugün dünyada en çok petrolün taşındığı boru hattından daha fazla tehlikeli madde taşıyor. Ve bu yük her geçen yıl daha da artıyor. Ortalama 100 bin tonluk gaz tankerinin bir kaza sonucu infilak etmesi halinde Boğaz’ın iki kıyısında yaşayan milyonlarca vatandaşa neler olacağı tam olarak kestirilemiyor. Şehrin tarihi dokusunun, yüzlerce yıllık eserlerin, hatta deniz canlılarının heba oluşunu geçtik; cevabı merak edilen soru şudur: Bir tankerin patlaması kaç yüz bin kişinin ölümüne yol açabilir? 

Karadeniz-Marmara geçidinde her yıl 20’nin üzerinde irili ufaklı kaza meydana geliyor. Kazalar sonucu kimi gemide yangın çıkıyor, kimi karaya oturuyor, kimi de batıyor. Boğaz’ın her yanı izleme istasyonlarıyla donatılmasına ve teknolojinin tüm imkanları kullanılmasına rağmen gemi kazaları bir türlü önlenemiyor. Çünkü Boğaziçi, fiziksel özelliklerinden dolayı seyir şartları bakımından dünyadaki en zor suyollarından biri. Boğazlardaki güçlü akıntılar, keskin dönüşler ve değişken hava koşulları seyrüseferi son derece güçleştiriyor. 

ÖNLEMLER ALINDI AMA...
20 Temmuz 1936 tarihli Montrö Sözleşmesi ile ticaret gemilerinin Boğazlardan geçişi serbest. Ancak o tarihte İstanbul Boğazı’nı kullanan gemi sayısı yılda 6 bindi. Bugün bu sayı 41 binler düzeyinde. 2050’lerde rakamın 80 binlere çıkacağı sanılıyor.
İstanbulluların canını-malını tehlikeye atan pek çok kaza sonrası Türkiye, geçişleri bir dizi kurala bağladı. Buna göre, 200 metreyi aşkın kuru yük gemileri, 150 metreden uzun LPG tankeri ya da nükleer yakıt taşıyan deniz araçları, Boğaz’dan ancak gündüz vakti, yanına kılavuz kaptan almak suretiyle römorkör eşliğinde geçebiliyor. Bunun dışındaki onbinlerce gemi, kılavuz hizmeti alma zorunluluğu bulunmadığı için Boğaz’ı kendi inisiyatifleriyle kat ediyor. Rakamlar, Boğaz’daki gemilerin ancak yarısının kılavuz kaptana başvurduğunu gösteriyor. Boğaz trafiği muhtemel çarpışmaları önleme adına büyük oranda tek yönlü hale getirilmiş olsa da yoğun akıntıdan kaynaklı rota sapması, dümen kırılması, motor arızası ya da Boğaz’ı sürekli kullanan vapur-tekne gibi küçük deniz araçlarıyla çarpışma riski her daim mevcut. 

KANAL BOĞAZ’I KURTARIR MI?
Boğaz’ı bu tehditlerden kurtarma adına Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın başbakanlığı döneminde 27 Nisan 2011'de kamuoyuna duyurduğu 'çılgın proje' Kanal İstanbul, aradan geçen 10 yılın ardından nihayet yapılmaya başlanıyor. Karadeniz kıyısında Terkos Gölü ile 3. Havalimanı arasındaki bölgeden başlayarak güneyde Dursunköy ve Sazlıdere Barajı'na inen, oradan da Küçükçekmece Gölü ile birleşip Marmara Denizi'nde noktalanan hat, İstanbul'da devasa bir ada oluşturacak. 45 km uzunluğundaki kanalın genişliği yüzeyde 145 metre, tabanda ise 125 olarak planlandı. Suyun derinliği ise 25 metre olacak. 7 yılda bitirilmesi öngörülen proje hayata geçtiğinde İstanbul Boğazı tanker trafiğine tümüyle 'kapatılacak'. Montrö'ye göre Boğaziçi'nin ticari trafiğe kapatılması mümkün görünmüyor ancak bu hattaki yoğunluktan ötürü Karadeniz ya da Marmara açıklarında günlerce beklemek zorunda kalan, bu nedenle günlük 10 bin ilâ 30 bin dolar arasında para kaybeden gemilerin mecburen daha kârlı görünen Kanal İstanbul'u kullanacağı, bununla da devletin yılda milyarlarca dolar gelir elde edeceği öngörülüyor. Başını CHP'nin çektiği muhalefet kesimi, Kanal İstanbul'a aslında çevresel faktörler değil, siyasi nedenlerle karşı. Fakat bunların hepsi, asıl meselenin yanında önemsiz bir detaydan ibaret. Asıl sormamız gereken, her geçen gün daha fazla miktarda petrol, gaz ve kimyasalın taşındığı İstanbul Boğazı’nı bu tehlikeden nasıl koruyacağız? Yarın bir gün Boğaziçi’nde 150 bin tonluk LPG tankeri patlarsa, bunun hesabını kim kimden soracak? 

Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!