banner2

20 yıl önce FETÖ'ye dikkat çekti, evinin önünde öldürüldü: Necip Hablemitoğlu kimdir?

Yazıları, konuşmaları, kitaplarında Fetullah Gülen ve örgütünün hedeflerinden bahsederek Türkiye'yi bu örgüte karşı uyaran Necip Hablemitoğlu 18 Aralık 2002 günü suikaste kurban gitti.

Gündem 18.12.2021, 13:11 21.06.2022, 19:22
Abone ol

Türkiye'yi FETÖ tehlikesine karşı ilk uyaran isimlerden olan akademisyen Necip Hablemitoğlu, bundan 19 yıl önce, 18 Aralık 2002 günü bir suikaste kurban gitti. Doç. Dr. Hablemitoğlu, öldürülmeden önce yıllardır iki konuda vatandaşları uyarıyordu: Fetullah Gülen örgütü ve Alman vakıfları...

1954 yılında Ankara'da dünyaya gelen Hablemitoğlu, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksekokulundan 1977'de mezun oldu. Bir süre 'Dilde, Fikirde, İşde Birlik' adlı dergiyi çıkardı. Uzun yıllar çeşitli kuruluşlarda basın müşaviri olarak çalışan Hablemitoğlu, Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsünde yüksek lisans ve doktora yaptı.

Orta Avrupa ve Balkanlar'daki Türk eserleri, Türk azınlıkları ve şehitliklerle ilgili çalışmalar yapan Hablemitoğlu, çalışma alanına ilişkin çok sayıda kitap ve makale yazdı. Hablemitoğlu, öldürüldüğü 18 Aralık 2002'ye kadar Ankara Üniversitesinde Atatürk ilkeleri ve devrim tarihi dersleri vermeyi sürdürdü.

Hablemitoğlu, "Sovyet Rusya'da Ölüm Kampları", "Türksüz Kırım: Yüz Binlerin Sürgünü", "Çarlık Rusyası'nda Türk Kongreleri (1905-1917)", "Şefika Gaspıralı ve Rusya'da Türk Kadın Hareketi (1893-1920)", "Şeriatçı Terörün ve Batının Kıskacındaki Ülke: Türkiye", "Milli Mücadelede Yeşil Ordu Cemiyeti", "Gaspıralı İsmail", "Alman Vakıfları ve Bergama Dosyası", "Kırım'da Türk Soykırımı" ve "Köstebek" isimli kitapları yazdı.

KİTABI SORUŞTURMAYA DÖNÜŞTÜ 

Dönemin Ankara DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel, 'Alman vakıfları soruşturması' sonunda 2002'de açtığı davanın iddianamesinde, Hablemitoğlu'nun 'Alman Vakıfları ve Bergama Dosyası' adlı kitabından alıntılara yer verdi.

Hablemitoğlu bu kitapta, Alman vakıflarının Türkiye'de yasal olmayan çalışmalar yaptığını, etnik ve mezhepsel ayrılıkları körüklediğini ve altın madeni karşıtlarını finanse ettiğini savunuyordu.

EVİNİN ÖNÜNDE KURŞUNLANDI

Necip Hablemitoğlu, Çankaya Portakal Çiçeği Sokağı'ndaki evinin önünde 18 Aralık 2002 akşamı uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetti.

Cinayetin ardından gazetelerde "derin suikast-devletin hassas olduğu konularda araştırmalarıyla tanınan Hablemitoğlu vurularak öldürüldü", "derin cinayet-DGM'deki Gülen davası ve Alman Vakıflarıyla ilgili çalışmalarıyla tanınan ve 'çok şey bilen' Hablemitoğlu'nu Ankara'da vuranlar kaçtı", "Başkentte kanlı pusu-İslamcı terör ve Fetullahçı yapılanmalara ilişkin çalışmalarıyla tanınan Hablemitoğlu öldürüldü" manşetleri vardı.

Soruşturma, dönemin Ankara DGM Savcısı Cengiz Köksal tarafından yürütüldü. İstanbul'da 5 kişiyi para için öldürmekten yargılanan bir sanık, 2003'teki bir duruşmada suikastı kendisinin gerçekleştirdiğini öne sürdü. İddia üzerine bazı kişilerin ifadesine başvuruldu, bazı yerler arandı ancak iddiayı doğrulayacak delillere ulaşılamadı.

'KÖSTEBEK' O ÖLDÜKTEN SONRA YAYINLANDI

Hablemitoğlu, ölümünün ardından yayımlanan kitabı "Köstebek"in son bölümünde, çalışmasını sürdürürken telefonlarının dinlendiğinden, bilgisayarındaki elektronik posta ve dosyalarının kopyalandığından emin olduğunu belirterek, bu sebeple edindiği bir başka bilgisayarı, internete girmeden kullandığını yazıyordu.

Aldığı tehditlerin arttığını ama 'anlaşılır nedenler'den koruma talebinde bulunmadığını belirten Hablemitoğlu, şunları aktarıyordu:

"Bu süreçte benim de tedbirsizlikten kaynaklanan kayda değer bazı kişisel hatalarım söz konusu oldu. Telefonda karşılıklı bilgi ve belge alışverişi taahhüdünde bulunarak randevulaştığım bir kişiye, buluşma yerini ve saatini bu görüşme sırasında alenen söyleme hatasında bulundum. Randevu öncesinde fakültenin otoparkına bıraktığım otomobilimin alarmının çalışmadığını fark ettim. Otomobili kontrol ettiğimde, bagajda duran 2 deri çanta ile maddi değer ifade eden alışveriş çantalarına dokunulmaksızın, içinde araştırma ile ilgili belgeler, ses ve görüntü kasetleri ve CD'lerin bulunduğu alelade 2 plastik poşetin gasbedildiğini fark ettim. Devlet içine sızmış 'köstebekleri' araştıran bir akademisyen olarak, semt karakoluna ya da hırsızlık bürosuna başvurmanın ne anlama geldiğini ve geleceğini en iyi algılayan dikkatli bir yurttaş olarak, 'Fetullahın Copları' kitabının yazarı, gazeteci Zübeyir Kındıra'nın yaptığını yapmadım. Onun otomobilinin -kitabının hazırlık evresinde- soyulması üzerinden geçen yıllar zarfında faillerinin yakalanamamış olmasına da zaten hiç şaşırmamıştım."

Hablemitoğlu'nun çalışmaları nedeniyle başka ülkelerin gizli servislerince öldürüldüğü yönünde iddialar ortaya atılırken, yıllar sonra FETÖ'nün kumpası olduğu ortaya çıkacak olan Ergenekon davasında da Hablemitoğlu cinayetinin arkasında "Ergenekon terör örgütünün bulunduğu" iddia edildi. Ancak Ergenekon savcısının davaya müdahillik önerisi, Hablemitoğlu'nun eşi Şengül Hablemitoğlu tarafından kabul edilmedi.

15 TEMMUZ'DAN BİR GÜN ÖNCE...

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 14 Temmuz 2016'da, FETÖ elebaşı Fetullah Gülen'in de arasında bulunduğu 73 kişi hakkında silahlı terör örgütü kurarak, anayasal düzeni ortadan kaldırmaya çalıştıkları gerekçesiyle dava açtı. İddianamede Hablemitoğlu cinayeti ile FETÖ ilişkilendirildi.

"Soruşturmayı, o yıllarda emniyet içerisindeki terör ve istihbarat birimlerine egemen cemaat yapılanmasının yürüttüğü" kaydedilen iddianamede, "Fetullah Gülen cemaatinin emniyet istihbarattaki kadrolarının cinayetin işleneceğinden habersiz olmalarının imkansız olduğu, buna rağmen cinayeti önlemedikleri" ifade edildi. İddianamede, şu değerlendirmelere yer verildi:

"Cinayetten sonra delil toplamada olayı çözmeye yönelik çalışma yapılmamış, tersine cinayet çözümsüz bırakılmaya ve karartılmaya çalışılmıştır... Hablemitoğlu'nun Alman vakıfları ve Fetullah Gülen cemaati dışında uğraştığı bir kesim yoktur. Necip Hablemitoğlu, cemaate karşı açıktan mücadele vermiş bir kişiydi ve adeta baş düşman bellemişti. Cemaat üzerine bir kitap çalışmasını bitirmişti. Bu kitabın giriş kısmı 'Köstebek' adı altında yayınlanmıştır. Cemaat, cinayet arkasında bulunduğunu gizlemek için özellikle olayı Almanya ve Alman vakıfları ile ilgili gösterip kamuoyunda algı yaratmıştır. Fetullahçılar bu suikastı Ergenekon'un işi gibi göstermek için de çok çabalamış, davada yalancı tanık kullanmışlardır. FETÖ, şüpheleri üzerinden atmak için çabalamıştır. Ancak bu cinayetin bütün sonuçlarından Fetullah Gülen cemaati yararlanmıştır. Bergama'daki altın madenleri, cemaatin elindeki Koza İpek grubunun eline geçerek işletilmeye başlanmıştır. Hablemitoğlu'nun öldürülmesinde yalnızca cemaatin çıkarı bulunmaktadır."

Şengül Hablemitoğlu, bu davada ise müdahil oldu. Aynı dönemde, terör suçlarından sorumlu olan eski Ankara Cumhuriyet Başsavcıvekili Necip Cem İşçimen, dosyayı raftan indirdi. İşçimen'in 29 Eylül 2016'da ifadesine başvurmasının ardından Şengül Hablemitoğlu, basına, "(FETÖ) İfademde gündeme gelmedi ama bu araştırılıyor zaten. Bir kere, soruşturmanın hiç yürümemesi yönünde bakılıyor. Bir şekilde karartılma var" dedi.

ALTAYLI İLE ÖZCAN DEVREYE GİRMİŞ

Necip Hablemitoğlu'nu tanıyan eski Sağlık Bakanı Halil Şıvgın'ın da ifadesi alındı. Şıvgın, eski istihbaratçı Enver Altaylı ile FETÖ'nün üst yöneticilerinden Mustafa Özcan'ın kendisini aracı kılarak "cemaat" hakkında kitap yazan Hablemitoğlu ile görüşmek istediklerini, kendisinin ise bunu kabul etmediğini anlattı.

Cinayet zanlılarından birine uzanan ipucu, FETÖ çatı davasının ek klasörlerinde ortaya çıktı. Müvekkili Şengül Hablemitoğlu ile birlikte 18 Aralık 2019'da basın toplantısı düzenleyen avukat Ersan Barkın, gazeteci Zihni Çakır'ın, Hablemitoğlu'nun katilinin kim olduğuna ilişkin ifadesinin eklerde bulunduğunu bildirerek, bu kişinin M.T. adlı devlet görevlisi olduğunu söyledi.

Mahkemeden bu kişinin suikastla ilgili ifadesinin alınması için mahkemeye getirilmesini istediklerini aktardı ve şunları söyledi:

"Mahkemenin, kişinin hala muvazzaf devlet görevlisi olması hasebiyle ve o tarihlerde Kazakistan'da görevli olduğuna dair şifahi bilgilendirmeyle yetinerek taleplerimizi kabul etmemesi üzerine, Hablemitoğlu suikastı soruşturmasını yürüten savcıdan, kişinin ifadesinin alınmasını talep ettik. Yani Zihni Çakır'ın ifadesinin savcılık tarafından yeniden alınması sonucunda, adı geçen failden nasıl haberdar olduğu sorusuna Çakır, 'Nuri Gökhan Bozkır'dan öğrendim bunları' şeklinde yanıt verdi."

Suikastin bir numaralı sanığı eski özel kuvvetler mensubu Nuri Gökhan Bozkır uzun yıllar Ukrayna'da kaldıktan sonra MİT'in operasyonuyla Türkiye'ye getirildi.  

Türkiye, Ukrayna'da bulunduğu ortaya çıkan ve Hablemitoğlu cinayeti soruşturmasında "şüpheli" konumunda bulunan Bozkır'ın iadesini istedi. Kiev'de önce gözaltına alınan, daha sonra ev hapsine çarptırılan Bozkır, iadesine karşı çeşitli itirazlarda bulundu. Devreye giren Milli İstihbarat Teşkilatı, Bozkır'ı Ukrayna'da yakaladıktan sonra 27 Ocak 2022 tarihinde Türkiye getirerek adalete teslim etti.  

Nuri Gökhan Bozkır'ın Ankara Cumhuriyet Savcısı Zafer Ergün'e verdiği ifadeler, Hablemitoğlu suikastının baştan sona yeniden değerlendirilmesine yol açtı. Bozkır'ın anlatımına göre kendisi dönemin MAK Alay Komutanı Albay Levent Göktaş'ın emriyle cinayet mahallinde keşif yapmış, ardından tetikçi emekli Yüzbaşı Ahmet Tarkan Mumcuoğlu'nu araçla Portakal Çiçeği Sokak'a bırakmıştı. Bozkır, cinayet sonrası tetikçiyi bölgeden uzaklaştırma görevini de üstlenmişti.  

TÜRKİYE'YE YÖNELİK EN TEHLİKELİ TEHDİT

Hablemitoğlu, kamuoyunun en çok dikkatini çektiği kitabı olan ve ölümünden sonra yayımlanan kitabı "Köstebek"te, yıllar sonra "Fetullahçı Terör Örgütü-FETÖ" olarak tanımlanacak yapıyla ilgili dikkat çekici tespitlerde bulundu.

Kitabında bu yapıyı "Fetullahçılar" olarak ifade eden Hablemitoğlu, "Fetullahçıların" devlette nasıl kadrolaştığını, özellikle Emniyet İstihabarat Dairesi Başkanlığını nasıl ele geçirdiklerini ve kendilerine karşı hareket edenleri nasıl pasifize ettiklerini anlattı.

Hablemitoğlu kitabında, "Fetullahçılar, Türkiye'de Mevleviler, Bektaşiler, Cerrahiler gibi salt dinsel inancını yaşamaya çalışan bir cemaat değildir. Uluslararası alanda at koşturan, son derece tehlikeli bağlantılarıyla, ekonomik kaynakları ve eğitim kurumlarıyla, Türkiye'nin yüz yüze olduğu en tehlikeli tehdit odağıdır" tespitinde bulundu.

Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!